Merhaba
Sevğiliyagmur hala online
Dün akşam babam dedi ki gitme kızım ne güzel yemeğimi yapıyorsun, temizliğimi yapıyorsun, akşam kapıyı sen açıyorsun. Baba ne kadar ayıp ya dedim. Ne kadar ayıp harika yemekler yapabiliyorum ve biraz temizlik hastasıyım diye beni alıkoyma ya dedim. Hayret bişey yani dedim. İyi demiş miyim?
Bir ara hayatımdaki problemleri temizlik yaparak aşabileceğini düşünen birisi olmuştum. Eve gelseniz sizi bile önce domestoslu suya yatırır ardından on sefer suya batırıp çıkararak durular ve hemen sonra bol buharlı ütüden geçirirdim. Ama baktım ki pek bir işe yaramıyor yaşasın miktoplar diyip bir doz kısıtlama getirdim. Artık sadece 5-6 kez durulama suyuna sokup çıkarıyorum çok değil.
Neyse gelelim bu yazının ana temasına. Bu sefer konumuz DALIŞ.

Küçüklüğümden bu yana bu camianın içindeyim. Eğer herhangi bi dalış eğitmenim falan şu an bu yazıyı okuyorsa muhtemelen yüzerliğimi bi türlü ayarlayamadığım için sallama şimdi diye beee diye benle dalga geçiyorlardır ama valla bak. daha 9-10 yaşlarındaydım babam ilk dalışını Kaş'ta bir teknede deneme dalışı olarak yapmıştı. Ablamın da yaşı yetiyordu onu da yanlarında indirdiler suya. Tabi ben kıskandım, üzüldüm baya beni niye daldırmıyalaaar ben de azot çekeceeem diye ağladım.
Sonra babam Gaziantep'te (biliyorum kulağa imkansız gelecek ama gerçekten) dalış hayatına devam etti. Çok fazla dalgıç yoktu o zamanlar bu bölgede. Babam haftasonları havuz dalışına gider eğer yakın bölgede bir arama çalışması falan varsa da buddysiyle birlikte oraya yetişirdi.
Buralara yakın bir baraj gölünden iki genç erkek cesedi çıkarmışlardı bir keresinde. :/
Onun dışında ben de bazen babama yalvarıp yakarıp onunla birlikte havuz dalışına gider iki fırt azot çekip daldım hıaaaaa diye eve dönerdim. Tabi ki bana bu yetmeyecekti.
2013 yılında Ege'de okuyorken bir sivil toplum çalışması gönüllülüğünde tesadüfen EGE sualtı topluluğuyla aynı otobüste Urla'ya gittim. Onlar kıyı ve sualtı temizliğinden sorumluydu ben sosyal medyadan.
Otobüs yolculuğu boyunca ekip lideri ekibe brifing veriyor, kıyı dalışıyla ilgili kuralları, dikkat etmeleri gerekeni onlara sıralıyordu. Otobüsten iner inmez bir ekip olarak sıkı bir disiplinle kuşanmaya başlayıp kıyıdan yavaş yavaş suya doğru yönelmişlerdi. Bense büyülenmiş halde onları izliyordum. Bu camiayı ne kadar özlediğimi ve onlara ne kadar özendiğimi fark etmiştim. İlk dalışlarında onlara hemen katılmak istediğimi söyledim ve o ay içinde deneme dalışımı EGESAT'la birlikte Fethiye'de yaptım.
Biliyor musunuz? Harikaydı! Harika!
Çocuk gibi bir elimden bir eğitmen diğer elimden öteki tutarak beni bir o yana bir bu yana götürüyorlar, tüpümden çekiştirerek yönlendiriyorlardı. Ekibin ruhunu da çok sevmiştim. İlk grupla hemen eğitime başladım.
Zorunda kalmadığım sürece tam maske tahliyesi (sualtında maskeyi yüzden tamamen çıkarıp yeniden takmak) olmadığı sürece dalış yapmaya bayılıyorum. Çünkü onu yaparken su yutuyorum ve kötü oluyor.
2013'ten beri ne zaman imkan bulsam dalış yapmaya çalıştım. Çeşme, Kaş, Fethiye, Karaburun, Ayvalık ve daha nice yerlerde dalış yapma imkanı buldum. Pek çok insanla heyecanımı paylaştım ve onları da bu camianın içine çekmeye uğraştım.
Ancak şöyle bir sorun var. Geçen ay gittiğim Karaburun'da baya tecrübeli bir dalış eğitmeni abimiz bu camiayı bir heves olarak gören insanlara olan kızgınlığından bahsetti. Deneme dalışı yapıp olayı 5 metrede aaa ben daldım artık bunu da yaptım diyerek o noktada bırakan ya da bir yıldız dalıcı brövesini alıp daha sonra hiç dalış yapmayan, bu camiaya katkıda bulunmayan gençlere baya bir saydırdı.
Haklıydı da. Arkadaşlar, samimiyetle söylüyorum ki dalış gerçekten deneme dalışıyla bırakılacak bir iş değil. Sualtı muazzam bir yer. 5 metrede gördüklerinizin kaç katını 18lerde, bir kaç katını da 35'lerde görüyorsunuz. O 35-40 dakika boyunca hiç tanımadığınız bir insanla sualtında buddy olup birbirinize göz kulak olmanın tadına varıyorsunuz. Aptal aptal şakalaşıyor sonra rengarenk bir canlı görünce onu rahatsız etmemeye çalışarak dibine dibine girip o muazzam sessizlikte olağanüstü güzelliğine kitlenip kalıyorsunuz.

Olayın sualtındaki yanından ziyade bir de su üstündeki eğlenceli kısmı var. Kuşanması, kuşanırken birbirine yardım etmesi, elbiseyi giyerken zorlanması, tüpü kontrol etmesi, bc şişirmesi, buddynin tüpünün bitmesi ve regülatörleri paylaşmak, maskeye tükürmesi, okey vermesi derken zaman nasıl geçiyor anlamıyorsunuz. Hele bot dalışlarında dalış noktasına gidene kadar o hızla ben kendimi sörfçü gibi hissediyorum :D
Türkiye sualtı canlılığı bakımından oldukça zengin bir ülke. Yani baya şanslıyız. Her sezon yurtdışından insanlar Kaş'a Fethiye'ye falan baya geliyorlar. Biz de gidebiliriz ama genelimiz CMAS Brövesine sahip olduğumuz için bunun geçerliliği olmayan ülkeleri tercih etmemeliyiz.
CMAS:Dünya Sualtı Aktiviteleri Konfederasyonu
Carettalar, mürenler, ahtapotlar, deniz tavşanları, su yılanları; tüm bu canlıları el hareketleriyle birbirine anlatıp aa gördün mü bak orda diye heyecan yapma. En ufak bi kendini kötü hissetmende el işareterinle durumu belli ettiğinde seni sakinleştirmeye çalışan, elini tutup gözüne bakan ve sana talimat veren tecrübeli eğitmenler ve geri kalanı tamamen anı yaşayıp tadını çıkarmak.
Dalış o kadar güzel bir spor ve bu camia o kadar güzel bir camia ki an geliyor ailece dalış yapanını görüyorum. An geliyor hiç tanımadığım bir ekibin ekipmanlarını kurmasına yardımcı oluyorum ama hiç bir zaman yabancılık çekmiyorum. Maskesini, paletini, matını, uyku tulumunu benle paylaşan insanlar oluyor. Yeri geliyor ben de paylaşıyorum.
En güzeli de sualtındayken, suyun üzerindeki hayatı, trafiği, gürültüyü, rekabeti, hırsı, insanı her şeyi unutabiliyor olmak ve sualtında sadece nefes alıp vermeye, etrafındaki güzellikleri görmeye odaklanmak.
İşte anı yaşamak tam olarak böyle bir şey.
Makul bilgilendirmelere gelirsek; hemen en yakın eğitim veren dalış merkezine ya da üniversitenizin su altı topluluğuna başvurup bir yıldız dalıcı eğitiminizi tamamlıyorsunuz ve birlikte dalış yapıyoruz. Sudan çıktıktan sonra aşşağıda yaşadıklarımızın heyecanını paylaşıyor ve maskeye bulaşan sümüğümüzü (ne yazık ki evet) temizliyoruz.
Uslu bir dalıcı olursanız size ne zaman elbisenin içine çiş yapmanız gerektiğini de anlatırlar.
Tüpümden destekleyerek ayakta durmama yardım eden koca yürekli Efkan sana da teşekkürler.
Eğitmenlerin dediğini yapıp yaptığını yapmamanız gerekenler:

Dalıştan önce alkol almak
Dalıştan önce yorgun ya da uykusuz kalmak
Okey verirken net olmamak ( el işaretini yarım yamalak verince eğitmen doğal olarak sinirlenir, kesin bir okey şart)
Dalış öncesi ekipmanı kurduktan sonra tüpü yatırmamak (kesinlikle yapmayın)
Maskeye gözlük demek (tebrikler bir bira ısmarlamak zorundasınız)
Bir de kızlar ay lüyten makyajlı dalmayın çıkınca korku filmi gibi oluyoruz.
Not: Görme bozukluğu olan arkadaşlar, çok tavsiye etmesem de ben lensle dalıyorum. Ama bu işin oluru dereceli maske yaptırmak gibi.
Ekipman kurmak temsili. Bence çok zevkli bir olay ama her seferinde regülatörü ters tutup birilerinin benle alay etmesine fırsat veriyorum. Bir kaç deneme yanılmadan sonra hah işte şöyleydi yaa diyip hatırlıyorum.








Yorumlar
Yorum Gönder