Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
Resim
Merhaba Bir haftadır sabahları boğazımda felaket bir ağrıyla uyanıyorum ve derse gitmediğim zamanlarda gün boyu sıcak su torbasına sarılarak Elvis dinliyorum. Başucumda toplam 3 tane birbirinden alakasız kitap var. Bu hastalık sürecinde canım hangisini isterse onu açıp biraz okuyup uyukluyorum.  Geçen gün içlik giymeden dışarı çıktım da ondan böyle oldu. Evet içlik. Son bir haftada aniden bastıran kar kış kıyamet soğuğu dolayısıyla pentinin satışlarını zirve yaptıran içlik. Onu ve sıcak su torbasını, Elvis'in sevgi dolu sesini seviyorum. Ne zamandır bloga yazmak istediğim onlarca konu aklımda uçuşup duruyor. Böyle bir tanesini yakalayıp gel lan buraya demezsem ve pencere karşısında ayaklarıma battaniye sarıp güzel bir şekilde konumlanmazsam onu bir türlü istediğim gibi yazamıyorum. Yarım kalmış taslak doldu blog. Neydi, nasıl olacaktı, daha iyisi nasıl olurdu derken birden amaan boşver demeye barar verdim ve konulardan bir tanesini alelade seçip bilgisayarın başına oturmaya k...
Hastane koridorunda duvar kenarına çömelmiş; durgun bir su gibi sakin, ölüm kadar sessiz bir şekilde oturuyordu. Şu anda hayatı görebildiğim bu gözlerle bir şeyler yazabilsem neler yazardım diye geçirdi içinden. Ama masa başına oturduğunda hepsi uçup gidecekti, bunu adı gibi biliyordu. Aynı noktaya sabitlenmiş, saniyenin onda birinde gerçekleşen en yavaş anı bile idrak edebilmenin verdiği tatsızlıkla etrafı izliyordu. Gözlerini tek bir noktadan ayırmadan etrafında olan her şeyi görüyor, duyuyor, seziyordu. "Keşke şu anda beyin kanaması geçirsem." diye geçirdi içinden. "Ya da belki ağlasam biraz rahatlarım." diye bakmaya devam etti bir metre uzağındaki boz sarı, hastalıklı duvara. Dudağı küçümseyen bir gülümsemeyle kendisiyle alay etti resmen. Ağlamak, yüzyıllar öncesinde kalmış bir ihtimaldi şu an için. En son ne zaman ağlamıştı gerçekten canı yandığında? Küçükken düşüp kolunu kırdığında haykırarak ağlamıştı sanki, hayal meyal hatırlıyordu. Gülümsemesi, anı...
Merhabaaa merhaba Uzun zamandır blog yazacak bir ruh halinde değildim ama şu an Jay Z feat Kanye West dinleyip kendi kendime diss çekiyorum. Ruh halimden anlayacağınız gibi blog yazmaya yeniden hazırımmmmmm. Yazmadığım bu süreç içinde toplam 3 taslak oluşturdum ve hepsi birbirinden leş yazılar olup tarafımdan yarım bırakıldı. Türlü duvar izleme ve bunalıma girme pozisyonları keşfettim. Kötü kötü rüyalar gördüm. Yaşadığım şehri değiştirdim, yeni bir eve taşındım. Onlarca yeni insanla tanıştım. Umutlandım, hayal kırıklığına uğradım ve saçımı boyattım.  İnsan içinden bir şey yapmak gelmediği zaman kendisini buna asla zorlamamalı. Ben de o yüzden birsüredir yazmıyorum. Farkında değiliz ama ruhumuz çok kırılgan. Çoğu zaman çığlık atmak, ağlamak, sarılmak istediğimiz zamanlarda kendimizi bastırıyoruz ve boğazımızda bir yumru oluşuyor. İçten gelen gürültülü bir yutma sesiyle oluşan yumruyu aşağıya itmeye çalışırken içimizden gelen arzuyu da beraberinde bastırmaya çalışıyoruz. Sonra...
Merhaba Yağmur tam bağımsız; tüm tatlı hüznü, çekilmez karın ağrısı ve tonlarca kafa karışıklığıyla online. Tam bağımsız dediğime bakmayın. Kimse beni sevmiyor da ondan bağımsızım. Sevilmiyorum yani baya baya. Bir annem seviyor beni o da sevsin bi zahmet. Doğurmasaydın be kadın! Ben mi doğmak istedim?  Neyse bu konulara girmeyelim şimdi. Yıllardır bir başıma bir oraya göçüyorum bir buraya. E bir dönem yurt dışı da oldu. Orda da ordan oraya göçtüm.  Kaç tane valiz parçaladım bu yollarda bilinmez. Dün annem yine bana kalite paçalarından akan havalı bir valiz alarak beni şımarttı. Beni bu hayatta bir annem şımarttı zaten. Ha burayı geçmiştik dimi. Bu son valiz olmayacak onu da iyi biliyorum. Çünkü benim adım Yağmur tam bağımsız. Yani pek sevenim yok. Ya o anlamda değil, elbette sevenim çok da (inşallah öyledir yani) elimden tutanım yok. Otur dizimin dibinde diyenim yok. Bir annem diyor işte sonra onun da içi elvermiyor mutsuz olduğumu görünce burda. Yoksa onun dizinin d...
Resim
Merhaba Sevğiliyagmur hala online Dün akşam babam dedi ki gitme kızım ne güzel yemeğimi yapıyorsun, temizliğimi yapıyorsun, akşam kapıyı sen açıyorsun. Baba ne kadar ayıp ya dedim. Ne kadar ayıp harika yemekler yapabiliyorum ve biraz temizlik hastasıyım diye beni alıkoyma ya dedim. Hayret bişey yani dedim. İyi demiş miyim? Bir ara hayatımdaki problemleri temizlik yaparak aşabileceğini düşünen birisi olmuştum. Eve gelseniz sizi bile önce domestoslu suya yatırır ardından on sefer suya batırıp çıkararak durular ve hemen sonra bol buharlı ütüden geçirirdim. Ama baktım ki pek bir işe yaramıyor yaşasın miktoplar diyip bir doz kısıtlama getirdim. Artık sadece 5-6 kez durulama suyuna sokup çıkarıyorum çok değil.  Neyse gelelim bu yazının ana temasına. Bu sefer konumuz DALIŞ. Küçüklüğümden bu yana bu camianın içindeyim. Eğer herhangi bi dalış eğitmenim falan şu an bu yazıyı okuyorsa muhtemelen yüzerliğimi bi türlü ayarlayamadığım için sallama şimdi diye beee diye benle dalga geçi...
Resim
Merhaba yeniden.  Uzun zamandır arka arkaya blog yazmamıştım o yüzden biraz kıçımı kırıp pencere kenarındaki yatağıma gömüldüm, çoraplarımı giydim, kahvemi hazır ettim ve arkama 4 tane yastık dizip bilgisayarımı açabildim.  Çoraplarımı giydim kısmındaki mutluluğu sezdiniz di mi? Noel babalı çoraplar, kırmızı çoraplar, yeşil çoraplar, işlemeli çoraplar, örme çoraplar ve cam kenarında yatağa bağdaş kurmak. Playlist'i açıp kendi haline bırakmak ve çıkan her şarkıya göre ruh hali değiştirmek.  İnsanın en çok vakit geçirmesi gereken kişi kendisidir bana göre. Etrafından önce kendisini anlamalı, etrafından önce kendisini keşfetmeli ve hatta sevmeli. Her şeyi dış dünyada arayan insanlar genel olarak tatminsizlik halindedirler bundan dolayı. Sevgi, özgürlük, güven, umut... Eğer bunların eksikliğini çekiyor ve sürekli başkalarında arıyorsanız korkarım hiç mutlu olamayacaksınız. İmkanınız varsa oturup kendinizle baş başa kalmak tek çare. (yoksa da yaratın canım aa.) Ben...
Resim
Merhaba Back to school içerikli yazımla yeniden sizlerleyim. Bu yazımı beni sırtımdan vuran canım süt kardeşim, kuzenim Murat'a armağan ediyorum.  Geçen gün Murat bana dedi ki:"Yağmur bazen gerçekten çok salak konular hakkında yazıyorsun ama yine de yazdıklarını okumayı seviyorum." Sevgili Murat, bazen çok salak konular hakkında yazıyorum çünkü beynim onları düşünüyor, engelleyemiyorum yani :/ Beni daha 10 günlükkenden bu yana tanıyan biri olarak çok üstüme gelmiyor musun sence de ? :)) Gerçi Murat'a göre biz on günlükkenden beri tanışmıyormuşuz. Bizim bir tanışma faslımız olmuş. 4-5 yaşlarında iki çocuk birbirimize gidip eyvallah bro diyerek el sıkışmışız falan. Ya böyle bişey mümkün mü insan kardeşiyle tanışır mı? Ahahahahahahahaha. Murat böyle biraz hayalgücü geniş bir arkadaşımız işte. Bana 18 yaşındayken artık benle oyun oynamıyosun diyip küsmüştü. Ya benim ergen sancılarım, varoluşsal kaygılarım varken senle ne oynayabilirim o esnada Allah aşkına?  ...
Merhaba Değiştiremeyeceğin şeyleri kabullen deyip duruyorlar. Değiştiremeyeceğim şeylerin canı cehenneme. Vallahi bıktım ben bu hayattan nah burama kadar geldi. Sinir stres atmak için bir yandan passiflorayı kafaya dikerken bir yandan yer siliyorum ama yok. Hayatıma bakıyorum hiç bir şey düzelmemiş. Sonra diyorlar ki sen güçlü bir kadınsın her şeyi atlatacaksın. Ben mi seçtim kardeşim güçlü olmayı? hangi kadın istemez başı okşansın, güven içinde ve huzurlu hissetsin kendisini. Ama yok. Güçlüsün sen atlatırsın. Değilim ben güçlü falan her gece ağlıyorum. Bir de şey diyenler var bir şey olunca hep üst üste gelir. Gelmesin ya. Ben mi dedim üst üste gelsin diye? Gelmesin arkadaşım. Ben istifa edip gideceğim artık bu hayattan. DA-YA-NA-MI-YO-RUM. El birliğiyle böyle boktanlaştırdık hayatı. Hepimizin ayrı ayrı gözlerinden öperim. Herkes sevmekten korkuyor, hayattan istemekten korkuyor. Dua etmekten korkar olduk. Hayal kurmaktan korkar olduk. Çünkü hepsi bir bir parçalanıyor. Allah...