Merhaba

Bir haftadır sabahları boğazımda felaket bir ağrıyla uyanıyorum ve derse gitmediğim zamanlarda gün boyu sıcak su torbasına sarılarak Elvis dinliyorum. Başucumda toplam 3 tane birbirinden alakasız kitap var. Bu hastalık sürecinde canım hangisini isterse onu açıp biraz okuyup uyukluyorum. 

Geçen gün içlik giymeden dışarı çıktım da ondan böyle oldu. Evet içlik. Son bir haftada aniden bastıran kar kış kıyamet soğuğu dolayısıyla pentinin satışlarını zirve yaptıran içlik. Onu ve sıcak su torbasını, Elvis'in sevgi dolu sesini seviyorum.

Ne zamandır bloga yazmak istediğim onlarca konu aklımda uçuşup duruyor. Böyle bir tanesini yakalayıp gel lan buraya demezsem ve pencere karşısında ayaklarıma battaniye sarıp güzel bir şekilde konumlanmazsam onu bir türlü istediğim gibi yazamıyorum. Yarım kalmış taslak doldu blog. Neydi, nasıl olacaktı, daha iyisi nasıl olurdu derken birden amaan boşver demeye barar verdim ve konulardan bir tanesini alelade seçip bilgisayarın başına oturmaya karar verdim.

Şimdi kocaman odamın kocaman camlarının karşısında, karşı cama yansıyan günbatımı turuncusunu izliyorum, bir yandan Elvis'in sesine tuşların sesi karışıyor. Öyle bir garip huzur kapladı be içimi. Mutluyum çok :)

Geçen gün çok saygıdeğer blogger arkadaşım, twitterdan blocklamak üzere olduğum ve aynı zamanda çantamda taşımak isteyecek kadar çok sevdiğim Meva Soysal'a yaptığım bir ödevden bahsederken "yazsana be arada az bişiler öğrenelim, ben size böyle mi yapıyorum her öğrendiğimi yazıyorum." dedi. Haklısın Meva Soysal yazıyorum hadi. 

Eğer bir sonraki kültürel aktivitene beni davet etmezsen kıçına GPS cihazı takarım bu arada.

Her neyse, bu yazımın adı neden "Victoria Beckham da Oprah değil?" olacak. Victoria Beckham kişisel algılama ama sana çok gıcığım aslan. 

Aylar önce temizlik hastalığına tutulduğum ve Hint dizileriyle kafayı bozduğum karanlık bir dönemde (Yağmur'lar da hata yapar^^) televizyonda Victoria Beckham'ın bir röportajına denk geldim. Ütü yaparken son derece odaklanabilen biri oluyorum, sanırım bu sebepten röportajın tamamını pür dikkat izledim. Ben zaten bu kadının neden ünlü, idol, ikon olduğunu falan hep merak ederdim. Röportajı baştan sona dikkatlice izledim o yüzden.

Aslında eğlenceli bir çalışmaydı. Victoria hızlı hızlı alışveriş yapıyor falan tabi ne yapacak başka. Kendine bir kombin tasarlıyor sunucu da arkasından koşup hızlı hızlı sorular soruyor. Karşılıklı atışıyorlar işte şakalar espriler.
Röportajda en ilgimi çeken kısım şu olmuştu:

+Victoria hiç gülmediğini söylüyorlar bu doğru mu ve neden?
-Ah evet ben asla gülmem bunun modaya bir borcum olduğunu düşünüyorum. 

Kendini beğenmiş iddialı ve emin bir bakış ve koşturmaya devam.
O sırada benim suratım şöyle tabi:



OMG WHAT THE FUCK SHE SAID?!!

Yaw tamam da neden gülmüyorsun? gülmemenin modayla ne alakası olabilir. Bari yalnız kalınca falan gül be bi tarafın kırışmaz küflü.


Victoria bebeğim gerçekten yanlış anlama beni. Henüz blogumda yazdıklarım 18 dile çevrilip milyonlarca kez paylaşılmıyor ama olur da kulağına gelir, olur da hislenirsin durduk yere. Ben sana değil sana özenen bu yazık yavrucaklara sinirleniyorum. Sen tabi ki istediğin gibi bir kadın olabilirsin. İster fashion obsessed ol ister ölene kadar oturduğun yerde somurt. Ama bu kızcağızlar sana neden özeniyor ben onu anlamıyorum. Seni ikon yapan şey nedir bu hayatta?

Arkadaşlar tarihte ötelenmiş kadınlar diye bir olay var. Bu kadınlar neden ötelendi biliyor musunuz? Çünkü kadın hakları, kadının bireysel varlığı, kadının ön plana çıkması gibi konular:

1.Kimsenin umrunda değildi
2 Sesi gür çıkan kadın dediğimiz kişiler toplumları yönetmeyi zorlaştırıyordu. 

Bizlerden çıkıntılık yapmamızı istemiyorlar doğal olarak. Öanta markasıyla hemcinslerini ezmeye çalışan, kıyafetini aldığı yeri asla ama aslaaaa kimseye söylemeyen ve ombre modaysa ombre, brezilya fönü modaysa brezilya fönü yaptıran bireyler olsanız yeter bu toplumda tamam?

Tarihi ezilenler yapar egemenler yazar diye bir söz var. Allahaşkına şu toplumsal eğilimlerden, eğilmeniz istenen yerlerden modadan, kozmetikten, vücudunuzun nasıl görünmesi gerektiğinden, nasıl davranırsanız daha tercih edilebilir olduğunuzu düşünmekten biraz uzaklaşın da bakmanız istenen noktanın kör bir nokta olduğunu fark edin. 
Hayat bundan ibaret değil. Nasıl olmak istiyorsan öyle ol, nere e ne takıştırmak, ne renk oje sürmek istiyorsan sür. Kendini iyi hisset, mutlu hisset ama içinden geleni, kendini unutuyorsun. Tektipleştiriliyorsun.

Zamanında meclislerde kürsüye çıkıp "orospu, kaltak" hakaretleri arasında sizlerin kürtaj hakkı için, bedeniniz üzerindeki hakimiyetiniz için savaşmış güçlü kadınlar var.

Zamanında sokaklarda oy hakkınız için bağırırken işkencelere uğramış, tecavüze uğrayıp arabanın içine atılıp uçurumdan yuvarlanmış kadınlar var. Hele de Türkiye için düşünürsek son zamanlarda çok haşır neşir olduğum, tarihin geri planlarına atılıp unutturulmak istenen Nezihe Muhiddin var mesela.
Ne de güzel, zarif bir kadındır o.

Bu güzel kadın 4 dil biliyor. 400'e yakın eseri var. Türkiye Cumhuriyeti'inin ilk siyasal partisinin kurucularından. Partinin adı da ne biliyor musunuz? Kadınlar Halk Fırkası!
Ama partiyi kapattırıp birlik olun siz diyorlar. Kadınların yeri meclis değil diyorlar. Mebus olmak isteyen kadınlarla alay eden karikatürlerle doluyor gazeteler. 
Ay canım meclise geldim dur bir saniye permam bitsin gibi esprilerle kadınları aşağılıyorlar. Çünkü bizim tek düşünebildiğimiz tırnaklarımızın ve saçlarımızın nasıl göründüğü öyle değil mi? 

Bu kadın kadınların siyasal haklar kazanması için yıllarca canla başla savaşmış, ötelenmiş, kötülenmiş, hakkında karalama davaları açılmış, eserlerinde toplumsal eşitsizlikleri çok güzel bir şekilde işlemiş harika bir kadın. Adını bilmiyorsunuz neden?

Onun gibi olmanız beklenmiyor sizden. Bugün kıçını büyütmek için kaç squat yaptığın önemliymiş gibi hissettiriliyor sana. Kendini asla yeterince güzel ya da özel hissedemiyorsun, böyle bir tatmine ulaşman da mümkün değil zaten. İstenen de bu. Sen tüketicisin. Daha kötü hissetmen lazım ki daha çok tüket. Sen yeni bir pazar oluşmasına yardımcı olan uydum akıllı bir bireysin. Nereye gitmeni isterlerse oraya gidiyorsun. Bir alana bir bedava kampanyası yapıp fiyatları iki katına çıkararak sana kozmetik ürün satıyorlar ve seninle alay ediyorlar.

Neden Oprah'a değil de Victoria'ya özeniyorsun? Küçücük bir kasabada doğmuş siyahi bir kadın olan Oprah zekasıyla, çenesiyle, insani iletişim becerisiyle şu an dünyanın en zengin insanları arasında. Bunu Acun Ilıcalı'nın karısı olarak da başarmış değil üstelik. Evet bu da bir soru. Neden Şeyma Subaşı da bir zamanlar bir kaç dönem Avrupa Parlamentosunda Türkiye'yi temsil eden Behice Boran değil?

Ötelenmek istemiyorsun, herkes gibi olmak ve kendine toplumda güzel bir yer edinmek istiyorsun. Biliyorum hiç bir zaman olduğun gibi olarak sevilmenin hazzına varamadın. Ama artık bir dur, düşün. Kendine başka bir açıdan bak. 

Kadınlar tecavüze uğruyor, yasalar değişiyor, çocuklar yanıyor, sağlık bakanlığı çok büyük çabalarla edinilmiş kürtaj hakkını elinden almaya çalışıyor. Neden biliyor musun? Çünkü kürtaj hastaneler için karlı değil de ondan. İşin özü tamamen bu. 

Daha ileriye gitmektense zorla, kanla edinilmiş bu haklara sahip çıkabilmemiz için bi durup düşünmemiz gereken yerdeyiz. Toplumun, algının, düşüncenin gücü o kadar büyüktür ki umutsuzluğa düşmeye hiç gerek yok. Bu yazıyı on kişi okusa ve kendini iyi hissedip bunlardan etrafındaki insanlara bahsetse, başka insanlar da kendi düşüncelerini yazsa, fikirler sanata yansısa, fikirler meclise yansısa, fikirler günlük hayattaki ilişkilere yansısa her şey bir günde değişir. 

Twitterda her asi çıkış yapan kadına "bilmem ne feministi" etiketi yapıştırılarak hemen aşağılama yöntemine başvuran bir algı var. Feminizm denince kafalarda erkeklerden hıncını almak isteyen kadınlar topluluğu oluşuyor belki ama feminizm bu değil. Kadın haklarını savunmak, kadını bir birey olarak kabul ettirmek ve toplumsal eşitlik ve adaleti sağlamak için canını dişine katarak savaş verirken tarihte kadınlar çok zulme uğradılar. Güçlü, sert ve kararlı durmaktan başka çareleri yoktu. Bunu saldırganlık olarak yorumlamaktansa daha bir kaç yıl önce sokağa çıktığında zulme uğrayarak haksızlığa uğramışlık duygusuyla benliğini kaybetmiş, sertleşmiş, acıdan gözü dönmüş herkesi bir de olaya kadın hakları savunuculuğu açısından bakmaya davet ediyorum. 


Bir kadın nasıl olmak istiyorsa öyle olsun. İster Victoria Beckham gibi delirsin ve asla gülmeme yeminleri etsin 



İster Ajda Pekkan gibi suratını estetik manyağı etsin


İster Kim Kardashian gibi istediği gibi kıçını açsın

İsterse de Frida Kahlo gibi asla kaşını, bıyığını aldırmasın



Tüm bunlar bizi ilgilendirmez. Onların kendi vücutları ve hayatlarıyla ilgili kararlarıdır. Bizi ilgilendiren tek şey idolleştirdiğimiz bireylerin kim olduğuna özgürce karar verebiliyor muyuz yoksa birileri hazır idolleştirilmiş kişileri önümüze ısıtıp koyuyor mu sorusunu kendimize sormak. 

Nezihe Muhiddin'in eserlerinden küçük bir alıntıyla kapatıyorum.
Batarken ardından güneş tepelerin kssldksf şaka şaka

"Münevver erkek zümresi kara bir kuvvetin esiri, kadın ise esirin esiri."

*kara bir kuvvet: o zamanın şartlarına göre iktidar ya da toplumsal rollenmeler olarak yorumlanabilir. Bu zamanın şartlarına göre de öyle yorumlanır. yani bir adım ileriye gidemedik. 
Sevgiler, Yağmur.


Yorumlar

  1. Ewet yolumuz uzun daha bitmedi insan olmayi ogrenene dek de bitmeyecek.

    YanıtlaSil
  2. Ya şimdi? Neden yazmayı bıraktın?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar