Merhaba
Kasım ayı bitmeden son bir blog daha yazmak istiyorum. Kasım 2015te de aşk yine bambaşkaydı çünkü gerçekten(!)
Çoğumuz geçmişin yüklerini o kadar çok taşıyoruz ki omuzlarımızda artık yeni duygulara yelken açma konusunda içimizde kimseye yer kalmamış gibi. Kimin elinden tutmak istesen açılıyor şu lanet geçmiş muhabbeti. Pişir pişir ye hepimiz sıkıldık hocam. Yeter artık hep birlikte tertemiz bir geleceğe başlayalım.
İnsanlarla iletişim kurmaya dertlerini dinlemeye, paylaşmaya hiç bir zaman üşenmeyen birisiyim. Genelde derin mutsuzluğu olan insanların da sevgisiz kaldığını düşünürüm. Aslında pek çoğumuz sevgisizlikten doğan bu mutsuzluğun pençelerindeyiz.
Yıllardır kiminle oturup konuşsam travması atlatılamamış bir geçmiş muhabbeti. E zamanında bende de vardı öyle travmalar inkar etmeyeyim. Ama hayatımı bunun üzerine inşa edemeyeceğimi bi süre sonunda nihayeeet anladım. Herkesin üstüne başkasının kokusu, hatırası sinmiş. Herkesin içinde yarım kalan bir hikaye, yapılan yanlışlar hazmedilmemiş, hep karşı cinse duyulan bir öfke. Nereye kadar böyle ? Çocukluk travmalarımızın üzerine ilk aşklarımızı inşa ettik, onların üzerine de sonraki korkuyla dolu ilişkilerimizi. Bana sorarsanız böyle olduğuna çok pişmanım.
Geçmişte o kadar canım yanmış, o kadar boş yere kırılmışım ki tüm ilişkilerimde karşımdaki kişiye endişeyle yaklaşmaktan onun güzel yanlarını bir türlü görememişim. Her kalp kırıklığının üstüne biraz daha gardını alarak mı ulaşacağız biz bu sevgiye. Ho-ho-yo imkansız!
Aslında sevmediğimiz insanları kendimize bağımlı tutmak için boş yere enerji harcayıp duruyoruz. Asıl çarpıklık işte burada başlıyor. Kimse birbirini özgür bırakamıyor, e biz de kendimizi özgür bırakamıyoruz. Ama bir yerlerde yaşanacak güzel şeylerin ihtimali de var aslında tüm bu olumsuzlukları bir terk edebilsek.
İnsan geçmişi tek nefeste neden salıveremez? Neden geçmişine bağlı kalmak ister bu kadar? Aynı zamanda geçmişi de kendisini hep neden kovalasın ister? Kaybetmekten neden bu kadar korkar?
Bir tarafta yeni bir sen olarak tertemiz bir sayfa açabilme ihtimalin. Ne mucizeler yaşayacağını bile hesaplayamadığın güzel, ışıklı günler.Bir tarafta her sayfasını ezbere bildiğin buruk, eski hikayeler.
Hayatımıza giren herkes o zaman dilimindeki bize birşeyler öğretmek için girmiş olamaz mı? Pekala olabilir. Ama sen şu an farklı bir zaman dilimindesin, yeni bir sensin ve hala geçmişteki senle kendini ölçüp tartıp duruyorsun. Ben de yapıyorum bunu. O incecik çizgide sürekli gidip geliyorum. An geliyor tüm geçmişi sevgiyle salıveriyorum an geliyor tam hepsi uçmuş gitmişken onları bir daha yakalamak istiyorum. Tutunacak bir şey bilmiyorum ve bildiğim, tanıdığım tek tutunacak şey geçmiş olduğu için böyle yapıyorum. Biliyorum ki bırakırsam bir süre boşlukta sallanacağım.
Çoğumuz o kısacık boşlukta sallanma süresinden korktuğumuz için geçmişe tutunup duruyoruz. Ama o sisli dağların arkasında çiçek açmış bahçeler var yüksek ihtimalle.
Şimdi tek nefesle geçmişin üzerine sinmiş kokusundan arınma vakti. 10 yıllık ilişki, 5 aylık büyük aşk, şu kadar ağlama, tonlarca hediye, anı falan dinlemem! Bırakacağın şey güzellikler değil ki zaten. Bırakacağın şey tüm o tanıdık endişe, kırgınlık, o zamanki sana ait bildiğin tüm olumsuz duygular. Sıkı sıkıya tutunduğun o ipi bir bırakınca önce yalnız, başıboş, ne yapacağını bilmez halde kalıyorsun. Sonra acı bastırıyor evet ama bunun tamamen geçici bir yanılsama olduğunu fark ediyorsun ve yavaş yavaş rahatlıyorsun. Daha sonra ise kendini buluyorsun, kendinle kavuşuyorsun, kendini keşfediyorsun. Omzundaki tüm ağırlık gidiyor. Nefes alış verişin bile rahatlıyor. En güzeli de aslında kimseyi kaybetmediğini anlıyorsun. Herkes ne zaman istersen seninle aslında. Önemli olan tek şey içindeki dönüşüm.
Birbirimizi sıkı sıkıya tuttuğumuz o ipleri bırakıp önce kendimizle sonra birbirimizle yeniden tanışsak ya hani? Daha saf daha sabırlı, daha temiz, daha inançlı denesek bi kez daha birlikte. Olmaz mı?
Kasımda aşk çok başkaydı hakkaten yea hı hı. Hoşçakal kasım.
Kasım ayı bitmeden son bir blog daha yazmak istiyorum. Kasım 2015te de aşk yine bambaşkaydı çünkü gerçekten(!)
Çoğumuz geçmişin yüklerini o kadar çok taşıyoruz ki omuzlarımızda artık yeni duygulara yelken açma konusunda içimizde kimseye yer kalmamış gibi. Kimin elinden tutmak istesen açılıyor şu lanet geçmiş muhabbeti. Pişir pişir ye hepimiz sıkıldık hocam. Yeter artık hep birlikte tertemiz bir geleceğe başlayalım.
İnsanlarla iletişim kurmaya dertlerini dinlemeye, paylaşmaya hiç bir zaman üşenmeyen birisiyim. Genelde derin mutsuzluğu olan insanların da sevgisiz kaldığını düşünürüm. Aslında pek çoğumuz sevgisizlikten doğan bu mutsuzluğun pençelerindeyiz.
Yıllardır kiminle oturup konuşsam travması atlatılamamış bir geçmiş muhabbeti. E zamanında bende de vardı öyle travmalar inkar etmeyeyim. Ama hayatımı bunun üzerine inşa edemeyeceğimi bi süre sonunda nihayeeet anladım. Herkesin üstüne başkasının kokusu, hatırası sinmiş. Herkesin içinde yarım kalan bir hikaye, yapılan yanlışlar hazmedilmemiş, hep karşı cinse duyulan bir öfke. Nereye kadar böyle ? Çocukluk travmalarımızın üzerine ilk aşklarımızı inşa ettik, onların üzerine de sonraki korkuyla dolu ilişkilerimizi. Bana sorarsanız böyle olduğuna çok pişmanım.
Geçmişte o kadar canım yanmış, o kadar boş yere kırılmışım ki tüm ilişkilerimde karşımdaki kişiye endişeyle yaklaşmaktan onun güzel yanlarını bir türlü görememişim. Her kalp kırıklığının üstüne biraz daha gardını alarak mı ulaşacağız biz bu sevgiye. Ho-ho-yo imkansız!
Aslında sevmediğimiz insanları kendimize bağımlı tutmak için boş yere enerji harcayıp duruyoruz. Asıl çarpıklık işte burada başlıyor. Kimse birbirini özgür bırakamıyor, e biz de kendimizi özgür bırakamıyoruz. Ama bir yerlerde yaşanacak güzel şeylerin ihtimali de var aslında tüm bu olumsuzlukları bir terk edebilsek.
İnsan geçmişi tek nefeste neden salıveremez? Neden geçmişine bağlı kalmak ister bu kadar? Aynı zamanda geçmişi de kendisini hep neden kovalasın ister? Kaybetmekten neden bu kadar korkar?
Bir tarafta yeni bir sen olarak tertemiz bir sayfa açabilme ihtimalin. Ne mucizeler yaşayacağını bile hesaplayamadığın güzel, ışıklı günler.Bir tarafta her sayfasını ezbere bildiğin buruk, eski hikayeler.
Hayatımıza giren herkes o zaman dilimindeki bize birşeyler öğretmek için girmiş olamaz mı? Pekala olabilir. Ama sen şu an farklı bir zaman dilimindesin, yeni bir sensin ve hala geçmişteki senle kendini ölçüp tartıp duruyorsun. Ben de yapıyorum bunu. O incecik çizgide sürekli gidip geliyorum. An geliyor tüm geçmişi sevgiyle salıveriyorum an geliyor tam hepsi uçmuş gitmişken onları bir daha yakalamak istiyorum. Tutunacak bir şey bilmiyorum ve bildiğim, tanıdığım tek tutunacak şey geçmiş olduğu için böyle yapıyorum. Biliyorum ki bırakırsam bir süre boşlukta sallanacağım.
Çoğumuz o kısacık boşlukta sallanma süresinden korktuğumuz için geçmişe tutunup duruyoruz. Ama o sisli dağların arkasında çiçek açmış bahçeler var yüksek ihtimalle.
Şimdi tek nefesle geçmişin üzerine sinmiş kokusundan arınma vakti. 10 yıllık ilişki, 5 aylık büyük aşk, şu kadar ağlama, tonlarca hediye, anı falan dinlemem! Bırakacağın şey güzellikler değil ki zaten. Bırakacağın şey tüm o tanıdık endişe, kırgınlık, o zamanki sana ait bildiğin tüm olumsuz duygular. Sıkı sıkıya tutunduğun o ipi bir bırakınca önce yalnız, başıboş, ne yapacağını bilmez halde kalıyorsun. Sonra acı bastırıyor evet ama bunun tamamen geçici bir yanılsama olduğunu fark ediyorsun ve yavaş yavaş rahatlıyorsun. Daha sonra ise kendini buluyorsun, kendinle kavuşuyorsun, kendini keşfediyorsun. Omzundaki tüm ağırlık gidiyor. Nefes alış verişin bile rahatlıyor. En güzeli de aslında kimseyi kaybetmediğini anlıyorsun. Herkes ne zaman istersen seninle aslında. Önemli olan tek şey içindeki dönüşüm.
Birbirimizi sıkı sıkıya tuttuğumuz o ipleri bırakıp önce kendimizle sonra birbirimizle yeniden tanışsak ya hani? Daha saf daha sabırlı, daha temiz, daha inançlı denesek bi kez daha birlikte. Olmaz mı?
Kasımda aşk çok başkaydı hakkaten yea hı hı. Hoşçakal kasım.
Yorumlar
Yorum Gönder