Merhaba

Uzun zamandır içinde bulunduğum arayış sürecimle ilgili bir şeyler paylaşmak istedim bugün. Bu blogta yazdığım her şey aslında bu arayışın bir parçası, onun etrafında dönen olaylardan fazlası değil.


Biliyorum hepimiz arayış içindeyiz ve bu konularla ilgili bilgi edinmek, yoluna ışık bulmak çok kolay değil. Herkes içine içine yaşarsa nasıl çıkacağız canım aydınlığa?? Paylaşmak lazım, daha çok paylaşmak.. Konuş, sor, paylaş, hata yap, acı çek ama yine de aydınlan.

Uzun zamandır, yani yıllardır kendime sürekli bir soru soruyorum. Benim bu dünyaya geliş amacım ne olabilir. 

Bu soruyu ilk sormaya başladığımda cevabın çok kutsal bir görev falan olması gerektiğini düşünmüştüm. Dünyamızı başka gezegenlerden gelen siber adamların saldırısından kurtarmak falan gibi kutsal bir görev gibi. Ama zamanla anladım ki sistem öyle işlemiyor dostlar. Bi insanın dünyaya geliş amaçlarından ilki olsa olsa de bunun ne olduğunu sorgulamak olabilir. Çünkü gerçekten, sorgulamadan, düşünmeden, tartışmadan, duygu geçişleri yaşamadan bir adım öteye gidemiyoruz. 

Önceleri çok büyük arayışlar içerisine girdim. Değişik türlerden kitaplar okuyup karakterlerle bütünleşirdim. Büyük işler başaran insanların hayat hikayelerini, neyi neden yaptıklarını okuyup empati kurmaya çalışırdım. 

Acıdan ve hırstan beslenen hikayeleri mümkün olduğunca elemeye çalıştım. Çünkü bunlar olumsuz duygular içeren hikayeler. Her ne kadar başarı hikayeleri olsalar da başaran kişiye sonunda sadece bir tatminsizlik hissettirmiş olmalıydılar. Bu duygular aha şu az önce içtiğim ayranın köpüğü gibi daha içerken sönüverir. Bazen dudağının üzerine de yapışabilir ama yine de geçer işte. Gerçek değildir ve onu sürekli beslemek zorunda kalırsın. Daha iyi olman, yoluna çıkan lokmaları daha hararetli yemen gerekir. Yolun sonunda herhangi bir şey olduğunu sanarak gidersin de gidersin ama hep daha fazlasına ihtiyaç duyarsın. Mutluluğu, hazzı, hayatı elde edilebilir, kazanılabilir bir şey sanarsın ama tek yaptığın kendini kaybetmektir. Orda dur, yanlış yoldasın. Tekrar başa dön Hugo. Tuşlar basmiyö Tolga abi 8'e basıyom dönmüyo. 

Sonraki aşamalarda cevabın dışarda, hayatta olabileceğine karar verdim. 4 duvar arasında öğrenmeye mahkum olmak bu neslin en büyük lanetidir. Bir yandan da çıkmaya korkarız inimizden çünkü ne kadar uzağa gidersek o kadar başladığımız yere dönme arzusuyla yüzleşiriz. Gitmek isteriz, gittiğimi kadarını hemen koşa koşa dönebilmek isteriz. Ama işin güzel kısmı buradadır. Gidebildiğin kadar uzağa gitmek lazım. Kendin gibi insanlarla tanışarak aradığın cevapları bulmaya çalışıyorsan, her gün aynı manzaraya bakarak değişik bir şey bulmayı çalışıyorsan aslında hiç bir şey aramıyorsun demektir. Biraz risk al canım. Kop şu güvenli bölgenden. Sahip olduğun her şeyden vazgeçebileceğin kadar uzağa gitmek zorundasın. Uzak insanlarla tanışmalı, uzak yollara gitmeli, uzak tercihler yapmalısın. Vaktin varken yap bunu, insan sadece bir kere genç oluyor. Sorun değil, korkma, hata yap. Telafi edersin.

Korkularının üzerine gitmek zorundasın yoksa onun ne olduğunu bilemezsin. Onun ne olduğunu bilemezsen çoğu eyleminin altında yatan görünmez nedeni asla bulamazsın. İçine girmekten korkma korkunun. Korkularını fırından çıkmış sıcacık bir lavaşın arasına koyup dürüm yaparak yemek zorundasın. Yoksa neyin ne olduğunu nereden anlayacaksın. 

Çok çalış, sorumluluklarından kaç, her gün aynı şeyleri ye ya da değişik lezzetler tad, yeni insanlar tanımaktan kork ya da tehlikeli insanlarla takıl hiç önemli değil. Her ne yapıyorsan bunun bir başka yüzünü de dene. Görmek zorundasın, görmek zorundayız. Senin kendine katacağın bir ışık tüm insanlığı etkileyecek. Önemsiz olduğunu mu sanıyorsun? Tamamen yanılıyorsun. Sen mutlu bir gün geçirdiğinde o gün evrende çok şey değişecek. Sen bir şey öğrendiğinde insanlık bir şey öğrenecek.

Gelelim konumuza tekrardan. Ben aramaktan hiç vazgeçmedim, insanların gözlerine bakmaktan hiç korkmadım, yenilmekten de hiç gocunmadım. Bazen biraz ağlamış olabilirim ama kendimi de ödüllendirip onun 50 katı hunharca eğlendim. Sonuç? 

Bu hayata gelme amacım sabahları mutlu uyanmak ve anı yaşamak. Evet, sadece bu kadar. Milyon dolarlık bi şirketim olsa da Angelina Jolie beni evlatlık edinse de sabah mutlu uyanmak isteyeceğim. Eğer buna yolun başında karar verip neyin ne olduğunu ayırt etmezsem yol boyu arar da ararım. Ama önemli olan sadece güzeli aramaktır, güzeli aramaktan keyif almaktır. 

Yemek yaparken parmaklarıma bulaşan renk renk baharattan ve yağda cozur cozur kızaran yeşil biberlerin kokusunu duymaktan, ölmek üzere olan bir çiçeğin toprağını değiştirip ona hayat vermekten, özlediğin birine güzel şeyler yazıp onu mutlu etmekten bahsediyorum. Küçük şeylerden keyif almak, coşku, anı yaşamak. Herkesten duyup da ne olduğunu bir türlü anlayamadığımız o kavramlar. Durmak, nefes almak ve yakalamak zorundayız dostlar. İçimizi ısıtan güzellikleri bulmak ve onları canlı tutmak zorundayız. Hayat akıp gidiyor ve insanlık çok mutsuz! Sadece kendimizi kurtararak gün geçiremeyiz. Sadece kendi keyfimize bakarak vicdanlı yaşadım diyemeyiz. Daha büyük güleceğiz, daha neşeli olacağız ki hayatından umudunu kesmiş yaşlı bir amca yolda bizi durdurup kızım ne güzel gülüyorsun diyecek. Onun gençken yapmak isteyip de yapamadıklarını yapacağız. Umudunu kaybetmiş insanlara küçük, güzel anlar yaşatacağız. 

Her neden korkuyorsan bu korkunu başka insanlarla ya da kaderle bağdaştırmaktan vazgeç. Korktuğun şey sensin, o seni içinde ve sen onunla yüzleşmedikçe tüm hayatını etkilemeye devam ediyor. Her şeye ve herkese şüpheyle yaklaşıyorsun. Yapma. Korkularını toptancıdan aldığın A4 kağıtlara güzelce yaz ve romantik romantik mum ateşinde kül edip balkondan aşağı savur. 

Sevgiyle.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar