Merhaba
Bugünlerde inanılmaz yazma isteği var içimde. Her şeyi yazmak istiyorum. Sağ omzumun arkasında bir yerler çürüdü defteri dizime alıp yazmaktan. Ama en eğlenceli kısmı da kurşun kalemle yazmak bakın. Evde belki yüz tane kurşun kalem var. Yazıyorum yazıyorum ucunu açıyorum. Ay garip bi şekilde mutlu oluyorum çocuklar. Küçükken ilkokul arkadaşım biricik Sevim'le çöp kutusunun yanına gidip kalemimizi açarken fısıldaşırdık. Canım ilk kankam. O şimdi evli.
Bu arada lafı açılmışken dünyanın en iyi öğretmeni olan Zeki Gürpınar'ı arıyoruz.Gören duyan varsa haber etsin. Kendisi ya İzmir'deymiş ya da Antepte. Dünyanın en aynı cümle içinde kullanılmaması gereken seçeneğini buluşturan Zeki Hoca'mızı sevgiyle anıyoruz. Hocam büyüdük ve hiçbirimiz aptal olmadık. Bak arada buluşuyoruz bişeyler içiyoruz, lütfen ortaya çık koca yürekli adam.
Geçtiğimiz iki sene hayatı çok çok hızlı yaşıyorken kendi kendime hep diyordum ki, tamam Yağmur telaş yapma sakin ol. Vakit yaratacağız. Evde oturup huzur içinde bir şeyler üreteceğiz. Güzel şarkılar keşfedeceğiz, odamız güzel kokacak, kısa vadede taşınmak zorunda olmayacağımız bi oda olacak bu seferki söz. Her tarafa mumlarını fotoğraflarını falan dizeceksin. Canın her istediğinde o anlara bakıp mutlu olabileceksin. Anlamlı eşyalarını çekmecelere, çantalara, valizlere sığdırmak zorunda kalmayacaksın bu sefer. Yaprak'ın sen uyurken kapına astığı notlara ve üzerindeki tarihlere bakıp sevinebileceksin. Bir sonraki kış geldiğinde söz veriyorum ellerin ve ayakların üşümeyecek. Bu sefer ısınmak için arkadaşlarının evine gidip kalorifer peteğine sarılmak zorunda kalmayacaksın söz.
Bu sefer özleyene kadar taşınabilir diş macunları ve taşınabilir kozmetik eşyaları almak zorunda kalmayacaksın. Fön makinen de katlanabilir olmayacak babalar gibi gerçek bir fön makinen olacak.
Zibilyon tane gözü olan ve hem sırta asılabilir hem kolda taşınabilir çantalara veda edip şık bişeyler kullanabileceksin. Çok yürürken rahat olsun diye istediğin o zarif ayakkabıyı almadığın günler de kısa bir süreliğine bitecek tamam. Git o topuklu botu al. Yeter üstüme gelme.
Gerçekten çok güzel günlerdi. Aynı kırmızı tomsu hem kumsalda hem teknede hem uzun yol yürüyüşünde hem bakkala giderken giyip mutlu olduğum günlerdi. Çantamda her zaman aklıma eser de günübirlik ne bileyim urlaya varşovaya falan gitmeye kalkarsam diye taşınabilir katlanabilir şeyler olurdu.
Biriktirdim. Biriktirirken kendime bu biriktirdiğim güzellikleri üretmek için kullanacağıma dair söz verdim. Şimdi hayal ettiğim noktadayım. Şu naciz prenses vücudum da azıcık rahat gördü. Ortopedik yatakta yatıyorum valla, istediğim renk nevresimde huzur buluyorum, sağlıklı besleniyorum ve fön makinem de artık katlanabilir değil BABALAR GİBİ GERÇEK FÖN MAKİNESİ. Hatta kahve makinem bile var. Üstelik kahvemi hep aynı bardağı çalkalayarak içmiyorum özellikle her seferinde farklı bi tanesinde içiyorum :) Hmmm az önce Stockholm'de içtim şimdi Copernic'te içeyim birazdan Roma'yı kullanacağım. Teşekkürler baba evi,
Bazen gözlerimi kapattığımda genelde Varşova'da havaalanına giden treni beklerken kafamda yüzümün yüzde seksenini kapatan berem, kulağımda tüylü kulaklıklarım, içimde on kat giyinmekten dolayı düdük gibi duran kabanım ve yıllardır aile içinde elden ele dolaşarak gerçekten dünyayı gezmiş halinden bezmiş yamuk yumuk sırt çantamla üşümemek için kendi kendime dans ettiğim o anlara gidiyorum. 'Lütfen geçmememiz gereken sarı çizginin' üzerine basarak bi ileriye bi geriye yürürken arkadan gelen lehçe anonsu taklit edip gözlerimi devirirken, içinde geçen anladığım kelimeleri çıkarmaya ve telafuz etmeye çalışarak kendime verdiğim sözler geliyor aklıma. Öyle demeyin o azcık bildiğim kelimeler sayesinde yanlış peronda durduğumu anladığım çok olmuştur. Zaten bu Polonyanın trenleri benim ömrümden 5 yaş çaldı. Bi kere gece yanlışlıkla Lodz trenine bindim de biletçi teyze halime acıyıp diğer trene aktardı beni.
Neyse, o ana, o sarı çizginin üzerinde düdük gibi dans ederek bi ileri bi geri yürüyen Yağmur'a gidip biriktirdiğin tüm bu güzellikleri paylaşacaksın güzellik diyorum (Arada kendime böyle sürprizler, iltifatlar ederim şimdi inkar etmeyelim). Şimdi vaktin yok ama yaratacaksın. SÖZ.
Bu kafandaki kurguyu hayata geçirme işi zormuş nitekim dostlar. Zamanı yarattım da bu kadar kasacağını fark etmedim. Yıllardır bir kurgu yazmanın hayaliyle yaşıyorum ama her yeni bölümde lise iki Besler UFO fizik sınavına girecekmiş gibi geriliyorum. Ama ortaya çıkan şey beni mutlu ediyor. Sevdiği işi yapan insanların gözlerindeki ışığa bakıp güç alıyorum. Ressam arkadaşım Serdar'ın elleri boyalara bulanmış yorgun fotoğraflarına bakmak bana keyif veriyor. Ticaret kafalı kuzenimin bir saniye susmayan telefonlarını açıp her seferinde aynı şevkle hızlı hızlı konuşarak iş bağlayışını düşünüyorum, doğa aşığı ablamın yavru bir kediyi sağanak yağmurdan kurtardığında yaşadığı mutlulukla uyuyamayışını hayal ediyorum. Sevdiği şeyi yaparken bu dünyadan kısa süreliğine uzaklaşan insanları seviyorum. O an açığa çıkan enerji gerçekten çok güzel.
Bu hayatta birbirinden sıkıcı sorumluluklarımız ve yapmak zorunda olduğumuz şeyler arasında yaparken gerçekten kendimizi kaybettiğimiz o güzellikleri yaşamaktan kaçmayalım. Hayatta değişiklik yaratacak şeyler sadece bu işler olabilir.
Bu blog yazısını mutlaka okuyan sevgili anneciğime de kısa bir not : TAMAM ANNE İŞ BULUP ÇALIŞCAM ARTIK. Ay öldüresi var beni resmen, yeter bi rahat bırakın ama.
Sevgiler.
Bugünlerde inanılmaz yazma isteği var içimde. Her şeyi yazmak istiyorum. Sağ omzumun arkasında bir yerler çürüdü defteri dizime alıp yazmaktan. Ama en eğlenceli kısmı da kurşun kalemle yazmak bakın. Evde belki yüz tane kurşun kalem var. Yazıyorum yazıyorum ucunu açıyorum. Ay garip bi şekilde mutlu oluyorum çocuklar. Küçükken ilkokul arkadaşım biricik Sevim'le çöp kutusunun yanına gidip kalemimizi açarken fısıldaşırdık. Canım ilk kankam. O şimdi evli.
Bu arada lafı açılmışken dünyanın en iyi öğretmeni olan Zeki Gürpınar'ı arıyoruz.Gören duyan varsa haber etsin. Kendisi ya İzmir'deymiş ya da Antepte. Dünyanın en aynı cümle içinde kullanılmaması gereken seçeneğini buluşturan Zeki Hoca'mızı sevgiyle anıyoruz. Hocam büyüdük ve hiçbirimiz aptal olmadık. Bak arada buluşuyoruz bişeyler içiyoruz, lütfen ortaya çık koca yürekli adam.
Geçtiğimiz iki sene hayatı çok çok hızlı yaşıyorken kendi kendime hep diyordum ki, tamam Yağmur telaş yapma sakin ol. Vakit yaratacağız. Evde oturup huzur içinde bir şeyler üreteceğiz. Güzel şarkılar keşfedeceğiz, odamız güzel kokacak, kısa vadede taşınmak zorunda olmayacağımız bi oda olacak bu seferki söz. Her tarafa mumlarını fotoğraflarını falan dizeceksin. Canın her istediğinde o anlara bakıp mutlu olabileceksin. Anlamlı eşyalarını çekmecelere, çantalara, valizlere sığdırmak zorunda kalmayacaksın bu sefer. Yaprak'ın sen uyurken kapına astığı notlara ve üzerindeki tarihlere bakıp sevinebileceksin. Bir sonraki kış geldiğinde söz veriyorum ellerin ve ayakların üşümeyecek. Bu sefer ısınmak için arkadaşlarının evine gidip kalorifer peteğine sarılmak zorunda kalmayacaksın söz.
Bu sefer özleyene kadar taşınabilir diş macunları ve taşınabilir kozmetik eşyaları almak zorunda kalmayacaksın. Fön makinen de katlanabilir olmayacak babalar gibi gerçek bir fön makinen olacak.
Zibilyon tane gözü olan ve hem sırta asılabilir hem kolda taşınabilir çantalara veda edip şık bişeyler kullanabileceksin. Çok yürürken rahat olsun diye istediğin o zarif ayakkabıyı almadığın günler de kısa bir süreliğine bitecek tamam. Git o topuklu botu al. Yeter üstüme gelme.
Gerçekten çok güzel günlerdi. Aynı kırmızı tomsu hem kumsalda hem teknede hem uzun yol yürüyüşünde hem bakkala giderken giyip mutlu olduğum günlerdi. Çantamda her zaman aklıma eser de günübirlik ne bileyim urlaya varşovaya falan gitmeye kalkarsam diye taşınabilir katlanabilir şeyler olurdu.
Biriktirdim. Biriktirirken kendime bu biriktirdiğim güzellikleri üretmek için kullanacağıma dair söz verdim. Şimdi hayal ettiğim noktadayım. Şu naciz prenses vücudum da azıcık rahat gördü. Ortopedik yatakta yatıyorum valla, istediğim renk nevresimde huzur buluyorum, sağlıklı besleniyorum ve fön makinem de artık katlanabilir değil BABALAR GİBİ GERÇEK FÖN MAKİNESİ. Hatta kahve makinem bile var. Üstelik kahvemi hep aynı bardağı çalkalayarak içmiyorum özellikle her seferinde farklı bi tanesinde içiyorum :) Hmmm az önce Stockholm'de içtim şimdi Copernic'te içeyim birazdan Roma'yı kullanacağım. Teşekkürler baba evi,
Bazen gözlerimi kapattığımda genelde Varşova'da havaalanına giden treni beklerken kafamda yüzümün yüzde seksenini kapatan berem, kulağımda tüylü kulaklıklarım, içimde on kat giyinmekten dolayı düdük gibi duran kabanım ve yıllardır aile içinde elden ele dolaşarak gerçekten dünyayı gezmiş halinden bezmiş yamuk yumuk sırt çantamla üşümemek için kendi kendime dans ettiğim o anlara gidiyorum. 'Lütfen geçmememiz gereken sarı çizginin' üzerine basarak bi ileriye bi geriye yürürken arkadan gelen lehçe anonsu taklit edip gözlerimi devirirken, içinde geçen anladığım kelimeleri çıkarmaya ve telafuz etmeye çalışarak kendime verdiğim sözler geliyor aklıma. Öyle demeyin o azcık bildiğim kelimeler sayesinde yanlış peronda durduğumu anladığım çok olmuştur. Zaten bu Polonyanın trenleri benim ömrümden 5 yaş çaldı. Bi kere gece yanlışlıkla Lodz trenine bindim de biletçi teyze halime acıyıp diğer trene aktardı beni.
Neyse, o ana, o sarı çizginin üzerinde düdük gibi dans ederek bi ileri bi geri yürüyen Yağmur'a gidip biriktirdiğin tüm bu güzellikleri paylaşacaksın güzellik diyorum (Arada kendime böyle sürprizler, iltifatlar ederim şimdi inkar etmeyelim). Şimdi vaktin yok ama yaratacaksın. SÖZ.
Bu kafandaki kurguyu hayata geçirme işi zormuş nitekim dostlar. Zamanı yarattım da bu kadar kasacağını fark etmedim. Yıllardır bir kurgu yazmanın hayaliyle yaşıyorum ama her yeni bölümde lise iki Besler UFO fizik sınavına girecekmiş gibi geriliyorum. Ama ortaya çıkan şey beni mutlu ediyor. Sevdiği işi yapan insanların gözlerindeki ışığa bakıp güç alıyorum. Ressam arkadaşım Serdar'ın elleri boyalara bulanmış yorgun fotoğraflarına bakmak bana keyif veriyor. Ticaret kafalı kuzenimin bir saniye susmayan telefonlarını açıp her seferinde aynı şevkle hızlı hızlı konuşarak iş bağlayışını düşünüyorum, doğa aşığı ablamın yavru bir kediyi sağanak yağmurdan kurtardığında yaşadığı mutlulukla uyuyamayışını hayal ediyorum. Sevdiği şeyi yaparken bu dünyadan kısa süreliğine uzaklaşan insanları seviyorum. O an açığa çıkan enerji gerçekten çok güzel.
Bu hayatta birbirinden sıkıcı sorumluluklarımız ve yapmak zorunda olduğumuz şeyler arasında yaparken gerçekten kendimizi kaybettiğimiz o güzellikleri yaşamaktan kaçmayalım. Hayatta değişiklik yaratacak şeyler sadece bu işler olabilir.
Bu blog yazısını mutlaka okuyan sevgili anneciğime de kısa bir not : TAMAM ANNE İŞ BULUP ÇALIŞCAM ARTIK. Ay öldüresi var beni resmen, yeter bi rahat bırakın ama.
Sevgiler.
Yorumlar
Yorum Gönder