Merhaba
Çok yorgunum, çok stresliyim ve çok sinirliyim.
Farkında mısınız her geçen gün nasıl da ölüyoruz? Ruhumuzun kuşu, neşesi falan eridi bitti bizi terk etti. Çünkü biz geçtiğimiz ay meydanda patlatıldık, daha bugün sokak ortasında vurulduk, tehdit edildik, her gün zulme ve tecavüze uğradık. Her tarafımız paramparça. Gerçekten kendimi Walking Dead'de daha bir bölüm önce ısırılmış gibi hissediyorum. Sadece kıyafetlerim değil parçalanmış etlerim de sarkıyor kolumdan bacağımdan.
Gerçekten dostlar, ne diyeceğimi bilemiyorum ama dünyaya da geldik bir kere napsak olmaz şimdi. Umuttan vazgeçmek de delikanlılığa sığmayacak. Eğer geleceği şu anda biz zihnimizle yaratıyorsak bunun korkuyla ya da zulümle oluşan felaket senaryoları olmasına izin veremeyiz. Siniri stresi yine birbirimizden çıkaralım ama yolumuz aydınlık olsun. Sizin canınızı yerim ben size bişey olmasın be.
Şimdi bizim çiş diye bir whatsapp grubumuz var. İçinde bulunduğum whatsapp gruplarının adını, içeriğini ve katılımcılarını burada paylaşsam her birinden bir bölüm dizi senaryosu çıkar zaten. Dost dediğin insanın saçmalama mekanizmasını özgürce salıverdiği müessese. Zaten daha önce demiştim, dostluk dediğimiz şey maaşa bağlanmalı abi. Ben hakkını ödemek istiyorum o karşılıksız sevginin. Böyle beleşe olmaz.
Bu çiş adlı whatsapp grubu, bizim bir gün çocukluk arkadaşlarımızla bi güzel demlenip sevmediğimiz bi mekanı protesto etmek için mekanın çeşitli yerlerine çişimizi yapmamızla oluştu. Ciddiyim. Ben burayı da sevmiyodum bi saniye gözlerinizi kapatın şeklinde devam etti bu olay. Şimdi bunu müstehcen bulmayalım bu dünyanın en tatlı pasif direnişlerinden biri sadece. Gezi direnişi sırasında elleri cebinde yürürken ayağının ucuyla çöp bidonunu deviren abinin direnişinin kardeşi gibi düşünebilirseniz öperim.
Ne güzel protestomuzu ettik sabaha kadar haykıra haykıra güldük. Sabah 5'te birbirimizden ayrıldık ve bir daha dünyanın neresinde, ne zaman görüşeceğimizi bile hesaplamadan hoşçakal dedik birbirimize. Bu dostluk böyle bir şey. 8 yaşından beri tanıyorsun birbirini. Bi düğünde halay team olmak üzere bir araya gelip görevini ifşa ettikten sonra da ayrılabiliyorsun, çat kapı ziyaretlerle bi anda aynı yatakta karnın ağrıyana kadar hala 8 yaşındaymışçasına kıkırdayadabiliyorsun, dedikodusunu yapmadığın olaylar listesini çıkarıp bir araya geliyorsun. Benim favorim birlikte yorganı kafaya çekip tavana bakarken derin felsefenin tam ortasında uyuyakalmaktır. Çocukluk arkadaşınla her yer sana kafe piiiiiiieee çeşmeeeee'dir. Çocukluk arkadaşı aha şu ciğerin komplesidir yani.
Neyse, bu çiş adlı whatsapp grubumuzda az önce bir iç daralması hasıl olmuş olacak ki ortaya öyle hayata olan nefretimizi kustuk. Oraya bırakıp gidiyoruz normalde, önemli olan iç dökmek yani. Öyle dost meclisinde yargılama, sorgulama olmaz zaten. (Erdoğan gibi ellerini kaldırarak: "kimse kusura bakmasın!")
Canım sen niye bileklerini dikine kesiyorsun hele bi gel buraya falan dersin çok çok iç daralması hasıl olunca.
Aynen böyle bir sorunun üzerine tıp okuyan arkadaşım şöyle bir paragraf attı gruba:
"Dahiliye öncesiydi her şey üst üste geliyordu. Bi yandan hayatımı sorguluyordum. Aslında şu an ne yapmak istediğimi ve ne yaptığımı... Yapmak istediğim şey bir sene boyunca hiç bir sorumluluğum olmadan salt kendimi keşfetmekti. Yaptığım şey ise manyaklar gibi nefes almadan ders çalışmaktı. Yani yemek yerken bile bi yandan not okuyordum yinede yetişmiyordu. Bi yandan da öğrendikçe keyifleniyordum. Keşke derslerine girip bunları uygulamalı görebilsem diye düşünüyordum.
Derslerim yetişmediği için okula gidip dersleri takip edemiyorum ve bu yüzden sadece kitaplarla sınırlı kalıyordu öğrendiklerim. Yani istediğim şey kendime vakit ayırmaktı ama olmadı. Bırakamadım hayatımı bir yıllığına da olsa. Ama istiyordum ki madem bırakamadım, bari yaptığım şey hakkıyla olsun. O da içime sinmedi bi türlü. Ne yapacağıma karar veremediğim için vakti geldiğinde yaptığım şey de efektif olmadı. Bir yandan da öğrendiklerimin ağırlığı var. Ölümün mekanizmasını öğrenmek de beni mahvetti. her gün bi yerim ağrımaya basladı. Gasto çalışırken midem ağrıyodu, kardiyoloji çalışırken tasikardim oluyodu. Uyurken sevdiklerimin bana anlattıkları rahatsızlıkları öğrendiklerimle birleştirip onları mantıklı ve olabilir bi şekilde öldürüyordum. Sonra sınava girdim dahiliyeyi geçtim. Eğer pratisyen olursam hayatımı bu bilgilerle kazanacağım bir daha kimse bana anlatmayacak bunları. Bense bu psikolojiyle geçtim. Keşke vaktim olsaydı da kendime gelip sonra alsaydım dahiliyeyi. Şimdiyse pozitif bakmamın sebebi ders çalışırken elim kolum bağlı gibi hissediyordum kafamdaki kötü şeyleri atamıyordum ama şimdi serbestim her şeye çözüm bulabilirim diye düşünüyorum."
Bu isyanın özellikle ilk yarısı zaten hepimizin yıllarını özetliyor. Sorun şu ki bir şeylere henüz karar verememişken karar vermiş gibi yaşamak zorundayız. Garantici değil, iyi şansçı, hayırlısı olsuncu insanlar olmak isterken bir şeyleri sürekli garanti altına almaya çalışıyoruz. Ruhumuzda uyanmak isteyen bir şeyler var ama sorumluluklar bize vakit ve enerji kaybettiriyor. Sorumluluklardan tamamen kaçarsak da hayat boyu pişman olma riski çok büyük.
Bir yola girmek zorundaymışız gibi ama ufkumuz da alternatif yollar olduğunu bilecek kadar genişledi bir kere. Sonuç olarak ölüm gibi bir şeydi ama kimse ölmedi dostlar. Burada bir tıpçının sitemini okudunuz. Bir öğretmen, bir işsiz, bir mühendislik öğrencisi ya da bir teorisyen de aynı sıçışın ortasında duruyor. Bizler mutlu değiliz çünkü öğrendiklerimiz, yaptıklarımız neye fayda sağlayacak hiç kestiremiyoruz. Sistem bizi bencil, kendi çıkarını gözetip toplumun geri kalanını yok sayan ve eline geçen üç beş kuruş ve iki nefesle mutlu olan insanlar yapmaya çalıştıkça aydınlanıp buna başkaldıran tarafımız acıyor. İçimiz acıyor dostlar! Bütünün hayrı için yaşamak isteyen ve hayattaki güzel şeyleri çoğaltmak isteyen yanlarımız var ya, hah işte oralar ağrıyor.
Ama biz ne yapıyoruz? Hayattaki küçük güzel anları çoğaltmak için ıkınıyoruz işte napalım.
Küçük güzel anlar sunum yapacakken çok heyecanlanan arkadaşının aşırı panik yaptığını görünce gözlerini ayırıp onu azarlayarak kendine getirmekte. Sonra o sunumunu yaparken zangır zangır titreyen eline grupça hiç bakmayarak öyle bir şey olmuyormuş her şey normalmiş gibi davranmakta. Masanın altından yumruk yaptığın ellerinle sunumunu yaparken doğru cümleleri içinden ezbere geçirip dudak hareketlerinle onu onaylamakta.
Küçük güzel anlar gurbette kahvaltı ediyorken herkesin dolapta kalmış peynirini reçelini masaya getirmesinde. Sana yol soran birine durun sizi ben götürürüm ya demekte.
Hayatın lezzeti herkesin sustuğu bir günbatımında, yarından endişelenmemekte, geçmişin acılarını sırtında taşımamakta. Bi de bugünkü annemin yaptığı pırasada. Valla çok güzel olmuştu üzerinize afiyet.
Şimdi ben kulaklığı takıp odamda oynaya oynaya şu ara kafayı taktığım şarkılara dönüp rahatlamak istiyorum. Az önce çiş grubuna da yazdığım gibi picamam da rahatsız ediyo zaten çıkarcam atıcam yeter. Bu da benim protesto etme biçimim. Valla şu şu şekil protesto eder herkesin picamasına da kimse karışamaz. Hadi ARV.
Çok yorgunum, çok stresliyim ve çok sinirliyim.
Farkında mısınız her geçen gün nasıl da ölüyoruz? Ruhumuzun kuşu, neşesi falan eridi bitti bizi terk etti. Çünkü biz geçtiğimiz ay meydanda patlatıldık, daha bugün sokak ortasında vurulduk, tehdit edildik, her gün zulme ve tecavüze uğradık. Her tarafımız paramparça. Gerçekten kendimi Walking Dead'de daha bir bölüm önce ısırılmış gibi hissediyorum. Sadece kıyafetlerim değil parçalanmış etlerim de sarkıyor kolumdan bacağımdan.
Gerçekten dostlar, ne diyeceğimi bilemiyorum ama dünyaya da geldik bir kere napsak olmaz şimdi. Umuttan vazgeçmek de delikanlılığa sığmayacak. Eğer geleceği şu anda biz zihnimizle yaratıyorsak bunun korkuyla ya da zulümle oluşan felaket senaryoları olmasına izin veremeyiz. Siniri stresi yine birbirimizden çıkaralım ama yolumuz aydınlık olsun. Sizin canınızı yerim ben size bişey olmasın be.
Şimdi bizim çiş diye bir whatsapp grubumuz var. İçinde bulunduğum whatsapp gruplarının adını, içeriğini ve katılımcılarını burada paylaşsam her birinden bir bölüm dizi senaryosu çıkar zaten. Dost dediğin insanın saçmalama mekanizmasını özgürce salıverdiği müessese. Zaten daha önce demiştim, dostluk dediğimiz şey maaşa bağlanmalı abi. Ben hakkını ödemek istiyorum o karşılıksız sevginin. Böyle beleşe olmaz.
Bu çiş adlı whatsapp grubu, bizim bir gün çocukluk arkadaşlarımızla bi güzel demlenip sevmediğimiz bi mekanı protesto etmek için mekanın çeşitli yerlerine çişimizi yapmamızla oluştu. Ciddiyim. Ben burayı da sevmiyodum bi saniye gözlerinizi kapatın şeklinde devam etti bu olay. Şimdi bunu müstehcen bulmayalım bu dünyanın en tatlı pasif direnişlerinden biri sadece. Gezi direnişi sırasında elleri cebinde yürürken ayağının ucuyla çöp bidonunu deviren abinin direnişinin kardeşi gibi düşünebilirseniz öperim.
Ne güzel protestomuzu ettik sabaha kadar haykıra haykıra güldük. Sabah 5'te birbirimizden ayrıldık ve bir daha dünyanın neresinde, ne zaman görüşeceğimizi bile hesaplamadan hoşçakal dedik birbirimize. Bu dostluk böyle bir şey. 8 yaşından beri tanıyorsun birbirini. Bi düğünde halay team olmak üzere bir araya gelip görevini ifşa ettikten sonra da ayrılabiliyorsun, çat kapı ziyaretlerle bi anda aynı yatakta karnın ağrıyana kadar hala 8 yaşındaymışçasına kıkırdayadabiliyorsun, dedikodusunu yapmadığın olaylar listesini çıkarıp bir araya geliyorsun. Benim favorim birlikte yorganı kafaya çekip tavana bakarken derin felsefenin tam ortasında uyuyakalmaktır. Çocukluk arkadaşınla her yer sana kafe piiiiiiieee çeşmeeeee'dir. Çocukluk arkadaşı aha şu ciğerin komplesidir yani.
Neyse, bu çiş adlı whatsapp grubumuzda az önce bir iç daralması hasıl olmuş olacak ki ortaya öyle hayata olan nefretimizi kustuk. Oraya bırakıp gidiyoruz normalde, önemli olan iç dökmek yani. Öyle dost meclisinde yargılama, sorgulama olmaz zaten. (Erdoğan gibi ellerini kaldırarak: "kimse kusura bakmasın!")
Canım sen niye bileklerini dikine kesiyorsun hele bi gel buraya falan dersin çok çok iç daralması hasıl olunca.
Aynen böyle bir sorunun üzerine tıp okuyan arkadaşım şöyle bir paragraf attı gruba:
"Dahiliye öncesiydi her şey üst üste geliyordu. Bi yandan hayatımı sorguluyordum. Aslında şu an ne yapmak istediğimi ve ne yaptığımı... Yapmak istediğim şey bir sene boyunca hiç bir sorumluluğum olmadan salt kendimi keşfetmekti. Yaptığım şey ise manyaklar gibi nefes almadan ders çalışmaktı. Yani yemek yerken bile bi yandan not okuyordum yinede yetişmiyordu. Bi yandan da öğrendikçe keyifleniyordum. Keşke derslerine girip bunları uygulamalı görebilsem diye düşünüyordum.
Derslerim yetişmediği için okula gidip dersleri takip edemiyorum ve bu yüzden sadece kitaplarla sınırlı kalıyordu öğrendiklerim. Yani istediğim şey kendime vakit ayırmaktı ama olmadı. Bırakamadım hayatımı bir yıllığına da olsa. Ama istiyordum ki madem bırakamadım, bari yaptığım şey hakkıyla olsun. O da içime sinmedi bi türlü. Ne yapacağıma karar veremediğim için vakti geldiğinde yaptığım şey de efektif olmadı. Bir yandan da öğrendiklerimin ağırlığı var. Ölümün mekanizmasını öğrenmek de beni mahvetti. her gün bi yerim ağrımaya basladı. Gasto çalışırken midem ağrıyodu, kardiyoloji çalışırken tasikardim oluyodu. Uyurken sevdiklerimin bana anlattıkları rahatsızlıkları öğrendiklerimle birleştirip onları mantıklı ve olabilir bi şekilde öldürüyordum. Sonra sınava girdim dahiliyeyi geçtim. Eğer pratisyen olursam hayatımı bu bilgilerle kazanacağım bir daha kimse bana anlatmayacak bunları. Bense bu psikolojiyle geçtim. Keşke vaktim olsaydı da kendime gelip sonra alsaydım dahiliyeyi. Şimdiyse pozitif bakmamın sebebi ders çalışırken elim kolum bağlı gibi hissediyordum kafamdaki kötü şeyleri atamıyordum ama şimdi serbestim her şeye çözüm bulabilirim diye düşünüyorum."
Bu isyanın özellikle ilk yarısı zaten hepimizin yıllarını özetliyor. Sorun şu ki bir şeylere henüz karar verememişken karar vermiş gibi yaşamak zorundayız. Garantici değil, iyi şansçı, hayırlısı olsuncu insanlar olmak isterken bir şeyleri sürekli garanti altına almaya çalışıyoruz. Ruhumuzda uyanmak isteyen bir şeyler var ama sorumluluklar bize vakit ve enerji kaybettiriyor. Sorumluluklardan tamamen kaçarsak da hayat boyu pişman olma riski çok büyük.
Bir yola girmek zorundaymışız gibi ama ufkumuz da alternatif yollar olduğunu bilecek kadar genişledi bir kere. Sonuç olarak ölüm gibi bir şeydi ama kimse ölmedi dostlar. Burada bir tıpçının sitemini okudunuz. Bir öğretmen, bir işsiz, bir mühendislik öğrencisi ya da bir teorisyen de aynı sıçışın ortasında duruyor. Bizler mutlu değiliz çünkü öğrendiklerimiz, yaptıklarımız neye fayda sağlayacak hiç kestiremiyoruz. Sistem bizi bencil, kendi çıkarını gözetip toplumun geri kalanını yok sayan ve eline geçen üç beş kuruş ve iki nefesle mutlu olan insanlar yapmaya çalıştıkça aydınlanıp buna başkaldıran tarafımız acıyor. İçimiz acıyor dostlar! Bütünün hayrı için yaşamak isteyen ve hayattaki güzel şeyleri çoğaltmak isteyen yanlarımız var ya, hah işte oralar ağrıyor.
Ama biz ne yapıyoruz? Hayattaki küçük güzel anları çoğaltmak için ıkınıyoruz işte napalım.
Küçük güzel anlar sunum yapacakken çok heyecanlanan arkadaşının aşırı panik yaptığını görünce gözlerini ayırıp onu azarlayarak kendine getirmekte. Sonra o sunumunu yaparken zangır zangır titreyen eline grupça hiç bakmayarak öyle bir şey olmuyormuş her şey normalmiş gibi davranmakta. Masanın altından yumruk yaptığın ellerinle sunumunu yaparken doğru cümleleri içinden ezbere geçirip dudak hareketlerinle onu onaylamakta.
Küçük güzel anlar gurbette kahvaltı ediyorken herkesin dolapta kalmış peynirini reçelini masaya getirmesinde. Sana yol soran birine durun sizi ben götürürüm ya demekte.
Hayatın lezzeti herkesin sustuğu bir günbatımında, yarından endişelenmemekte, geçmişin acılarını sırtında taşımamakta. Bi de bugünkü annemin yaptığı pırasada. Valla çok güzel olmuştu üzerinize afiyet.
Şimdi ben kulaklığı takıp odamda oynaya oynaya şu ara kafayı taktığım şarkılara dönüp rahatlamak istiyorum. Az önce çiş grubuna da yazdığım gibi picamam da rahatsız ediyo zaten çıkarcam atıcam yeter. Bu da benim protesto etme biçimim. Valla şu şu şekil protesto eder herkesin picamasına da kimse karışamaz. Hadi ARV.
Yorumlar
Yorum Gönder