Merhaba

Üç farklı üniversiteden kabul mektubu alıp da sonuncusuna zar zor gelebilen ilk Erasmus öğrencisi olarak hepinizi selamlıyorum. ZAFER BENİM!
HALKI SELAMLAMA İTEMİ - ÖPÜCÜKLÜ

Yazın son günleri, yine balkonda oturuyorum. Birden kendime dedim ki yavrum neden böyle ilginç olaylar senin başına geliyor. Yani insanın Erasmus'a gideceği okul batar mı yahu? Sonra aniden çok sevdiğim bir adamdan telefon geliyor. Her zamanki gibi az ve öz konuşuyor 'özel insanların başına özel şeyler gelir ki herşey bittiğinde anlatacak güzel bir hikayeleri olsun'  ve her zamanki gibi güle güle demeden telefonu kapatıyor.

 O gece dört saat balkon demirlerine yaslanıp kahve içtim, ay ışığını izledim, balkonda bir tur attım ve neden balkonumuzda olduğundan hala emin olmadığım belediye bankına oturdum, sonra kalkıp tekrar demirlere yaslandım. Arada bir gözlerim doldu taştı elimin tersiyle sildim (yalan-höykürmekten sümüğü yerlere damladı) ve kahvemden bir yudum daha aldım. Canımın köşesi ev arkadaşlarım böyle zamanlarda ne yapmaları gerektiğini çok iyi bildiklerinden herşey normalmiş gibi davranıp beni 4 saat balkon demirleriyle başbaşa bıraktılar.
 Her zaman söylerim yol arkadaşları candır, onları gittiğin her yere yanında taşıyabilirsin.

Burası yazımızın duygusal kısmıydı. Çok kısa bir zaman önce İzmir'den izlediğim ay ışığını yine aynı sade kahve kokusu eşliğinde Polonya-Torun'dan izleyebiliyorum. 

Ekstra olarak iki saat sonra gözyaşlarımı silmek yerine partide ağzım kulaklarımda eğlenerek geçireceğim.Sonuç olarak sabreden dervişi başta ben de samimi bulmuyordum ama denedim çalışıyor. Bu kızcağıza küçük bir hayalini bahşetmek için çabalayan kişilere Antep'ten kaç kilo baklava taşısam azdır.



Bir gün yine çok sevdiğim bir adam- ne çok konuşuyor bu adamlar- beni karşısına oturttu ve dedi ki 'sen bu hayattaki en büyük problemler seninmiş gibi davranıyor ve diğer insanların dertlerini küçümsüyorsun. Oysa herkes çok büyük bir hayat mücadelesi veriyor, işte sen bunu göremiyorsun.' Konuşması bittiğinde neredeyse sağ yanağımda parmak izlerini görebileceğim bir suni tokat yemiştim bile. Tek kaşımı kaldırıp ağzımı açacak oldum, sonra sustum. Bir şey söylemek anlamsızdı çünkü çok haklıydı. Ne kadar zor bir hayat mücadelesi veriyor olursanız olun diğer insanların sorunlarını küçümseyemezsiniz. Herkes zor bir hayat mücadelesi veriyor. Herkes içten bir gülümsemeyi, karşılıksız iyilikleri ve övgüleri, takdir edilmeyi ve desteklenmeyi hakediyor.

Ama en çok da kahkaha atmayı ve eğlenmeyi!


Gelelim konumuza. Bu hayatta iyi yapabildiğim çok az şey var gülmek, bol bol konuşmak ve yazmak. Bazı insanlar çok şanslı doğmuyor arkadaşlar! Ben de isterdim romantik bir sesim olsun ya da dans edebileyim. Günlük hayatı müzikale çevirmeyen şerefsizdi işte o zaman, ama olmadı.

 Ben burada bol bol yazarım. Belki ilham verir size yazdıklarım. Belki kahkaha attırır ya da belki yalnız olmadığınızı hissedersiniz. Belki benimle sokaklarda başıboş geziyormuş gibi olusunuz. Belki gecenin bir yarısı hiç bilmediğim bir ülkenin bilmediğim tren garında kaçırdığım trene benimle birlikte panik olursunuz ve 'başarabilirsin, bir yolunu bulabilirsin sakin ol' diye benimle birlikte derin nefes alırsınız. Benimle birlikte otobüste ellerini önüne bağlayıp etrafa yargılayıcı bakışlar atan teyzelere anlamsızca gülersiniz ya da ne bileyim işte içiniz ısınır belki. Kış geliyor hem de. Kahveyi kapıp yorganın altında ayaklarınızı birbirine doladığınız sevdiceğinizle dizi izleme ve saçma sapan blog yazılarını okuma mevsimidir kış. Sevdiceğinizi de öpün benim için, kıymetini bilin ulan !


(OTOBÜSTEKİ TEYZE)
part 1 sonu. devam edecek




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar