Merhaba
Bu gece içimdeki ateş hepinizin içini ısıtsın isterim.
Bu yazım modern nevresim aşkları ve sıcak çikolata hikayeleri hakkında olacaktı ama olamadı. Zaten bunun tam olarak ne demek olduğu hakkında da hiçbir fikrim yok.
Lisedeyken sürekli fantastik romanlar okurdum .Evde kaldığım zamanlar gece babam uyanır ışığımın son anda kapandığını fark edip kapımda bir süre tehditkar bir şekilde dururdu. Bazen de direk yakalanırdım ve azarı işitirdim. Uyu artık, sabah nasıl kalkacaksın, bu saate kadar oturulur mu, kızım sen bir manyaksın cümleleriyle vedalaşırdık. Fantastik romanlar benim için bu evrenden uzaklaşma yöntemiydi bir nevi. Düşünsene okuduğun kitap seni başka bir gezegene götürüyor ve oradaki evrende iki tane güneş var. Kimin aklına gelir bu yahu? Bazen 'ben tek güneşli evrenden çıkıp çift güneşli evrene geçiş yapmışım baba sen bana neden kızıyorsun' demezdim ama kendimi affettirmek için gidip yanaklarından öperek şirinlik yapıp yolculardım babamı mesela. O gider gitmez bir kahve daha yapıp gün doğumuna karşı kitabımı okumaya devam ederdim ve ertesi gün hayata mor gözaltlarıyla merhaba derdim doğal olarak.
Ben bu kitapları yazan insanlara çok dua ettim. Gerçekten oturdum Allah ne muradınız varsa versin kardeş dedim tek tek. Bazen kitaplarımın kapakların öptüm, bazen onlara sarılıp uyudum. Gözüm gibi baktım hepsine, sayfalarını bile katlamadım. Ne güzel içimi ısıtırlardı, beni alıp götürürlerdi uzaklara. Tüm sorumluluklardan ve hayatın tüm gerçeklerinden uzaklaşırdım ama aynı zamanda eğlenirdim de. Okumak için uykumdan fedakarlık etmek benim için hiç önemli değildi, uyumayabilirdim. Adeta bir mucizeydi benim için kitaplar.
Sonra kendime dedim ki keşke benim de cümlelerim birilerinin içini ısıtsa. Düşünsene ben burdan yazacağım, bir başkası onu okuyacak ve kendi hayalgücüyle süsleyecek sonra bi bakmış lokum gibi olmuş kanepesinde, koltuğunda, sandalyesinde ya da otobüste.
Stephen King'in Tom Gordon'a Aşık Olan Kız diye bir kitabı var. Ormanda kaybolan bir kızı anlatıyor. Çok iyi bir kitap değil, sen de kitapla birlikte kayboluyorsun zaten. Buna rağmen o kitabı okuduğum zaman yazının gücünün ne kadar büyük olduğunu farketmiştim. Kitaptan hoşlanmadım, aslında merak da etmiyordum ama orman, bilinmezlik ve korku öyle bir içine aldı ki beni elimden bırakamadım. Kitabı okurken ben de küçük kızla birlikte kayboldum ve bir süre beni kimse bulamadı. Kitabın sonunda ben de küçük kızla birlikte asla huzura kavuşamadım.
Yıllar sonra Stockholm'de 'aa burada ayak izleri var bakayım bir' diyerek girdiğim ormanda belki 10 yıl önce okuduğum kitapta hissettiğim duyguların aynısını hissettim. Sonra kendime birazdan dönüş yolunu bulacağıma dair söz verdim ve gidip bir ağacın dibine oturdum. Telefonumu otomatik çekim moduna aldım ve kendimi kareledim çünkü bu hayatım boyunca unutmak istemeyeceğim anlardan biriydi. Bir ormanda kaybolmuştum ve aklımdaki tek şey yıllar önce okuduğum bir kitap, yazının gücü ve yazmak arzusuydu.
Bu gece içimdeki ateş hepinizin içini ısıtsın isterim.
Bu yazım modern nevresim aşkları ve sıcak çikolata hikayeleri hakkında olacaktı ama olamadı. Zaten bunun tam olarak ne demek olduğu hakkında da hiçbir fikrim yok.
Lisedeyken sürekli fantastik romanlar okurdum .Evde kaldığım zamanlar gece babam uyanır ışığımın son anda kapandığını fark edip kapımda bir süre tehditkar bir şekilde dururdu. Bazen de direk yakalanırdım ve azarı işitirdim. Uyu artık, sabah nasıl kalkacaksın, bu saate kadar oturulur mu, kızım sen bir manyaksın cümleleriyle vedalaşırdık. Fantastik romanlar benim için bu evrenden uzaklaşma yöntemiydi bir nevi. Düşünsene okuduğun kitap seni başka bir gezegene götürüyor ve oradaki evrende iki tane güneş var. Kimin aklına gelir bu yahu? Bazen 'ben tek güneşli evrenden çıkıp çift güneşli evrene geçiş yapmışım baba sen bana neden kızıyorsun' demezdim ama kendimi affettirmek için gidip yanaklarından öperek şirinlik yapıp yolculardım babamı mesela. O gider gitmez bir kahve daha yapıp gün doğumuna karşı kitabımı okumaya devam ederdim ve ertesi gün hayata mor gözaltlarıyla merhaba derdim doğal olarak.
Ben bu kitapları yazan insanlara çok dua ettim. Gerçekten oturdum Allah ne muradınız varsa versin kardeş dedim tek tek. Bazen kitaplarımın kapakların öptüm, bazen onlara sarılıp uyudum. Gözüm gibi baktım hepsine, sayfalarını bile katlamadım. Ne güzel içimi ısıtırlardı, beni alıp götürürlerdi uzaklara. Tüm sorumluluklardan ve hayatın tüm gerçeklerinden uzaklaşırdım ama aynı zamanda eğlenirdim de. Okumak için uykumdan fedakarlık etmek benim için hiç önemli değildi, uyumayabilirdim. Adeta bir mucizeydi benim için kitaplar.
Sonra kendime dedim ki keşke benim de cümlelerim birilerinin içini ısıtsa. Düşünsene ben burdan yazacağım, bir başkası onu okuyacak ve kendi hayalgücüyle süsleyecek sonra bi bakmış lokum gibi olmuş kanepesinde, koltuğunda, sandalyesinde ya da otobüste.
Stephen King'in Tom Gordon'a Aşık Olan Kız diye bir kitabı var. Ormanda kaybolan bir kızı anlatıyor. Çok iyi bir kitap değil, sen de kitapla birlikte kayboluyorsun zaten. Buna rağmen o kitabı okuduğum zaman yazının gücünün ne kadar büyük olduğunu farketmiştim. Kitaptan hoşlanmadım, aslında merak da etmiyordum ama orman, bilinmezlik ve korku öyle bir içine aldı ki beni elimden bırakamadım. Kitabı okurken ben de küçük kızla birlikte kayboldum ve bir süre beni kimse bulamadı. Kitabın sonunda ben de küçük kızla birlikte asla huzura kavuşamadım.
Yıllar sonra Stockholm'de 'aa burada ayak izleri var bakayım bir' diyerek girdiğim ormanda belki 10 yıl önce okuduğum kitapta hissettiğim duyguların aynısını hissettim. Sonra kendime birazdan dönüş yolunu bulacağıma dair söz verdim ve gidip bir ağacın dibine oturdum. Telefonumu otomatik çekim moduna aldım ve kendimi kareledim çünkü bu hayatım boyunca unutmak istemeyeceğim anlardan biriydi. Bir ormanda kaybolmuştum ve aklımdaki tek şey yıllar önce okuduğum bir kitap, yazının gücü ve yazmak arzusuydu.
Önceden geceleri kitap okuduğum için uykusuz kalma ve her yere geç kalma alışkanlığı şimdi yerini yazmaya bıraktı. Sabahki derse geç kalacağım. Yıllar önce beni saat 8'dekki derse 8'e 5 kala uyandırıp yolda giyinecek ve pijamanın üstüne gömlek geçirip eşofman altıyla derse girecek kadar etkileyen, içimi ısıtan kitapların hakkın vermek için ben de şimdi 3-5 tane okurumun içini ısıtmak isterim. Zaten yurtla okulun arası 100 adım var yok bence erken uyananlarda vardı bir saçmalık. Neyse konuyu dağıtmayayım. İzninizle, iyi geceler


Yorumlar
Yorum Gönder