HALAY HAKKINDA HER ŞEY
Beni tanıyanlar bilirler Mahmut Tuncer’i çok severim. Adeta
bir abim, bir amcam gibidir kendisi hiç tanışmadığım… Ona adanmış tüm capsler,
tüm karikatürler başımın tacıdır. Kendisi halay deyince akla gelen ilk kişi
olmakla ünlüdür. Canım Tuncer’im :D
Bu yazımı Mahmut Tuncer ve tüm halayseverlere adıyorum.
Halay bir yaşam felsefesidir ve benim bu felsefeyle tanışmam
lise yıllarıma dayanır. Diğer lise öğrencileri asortik asortik gezerken biz yılda iki defa
ÇÖMEZ PARTİSİ adıyla bilinen davul zurnalı kekomançi eğlencemizle okula yeni
başlayanları ısındırma ve sınavlar öncesi stres atma eğlencesi düzenlerdik. “Nasıl
daha rahat halay çekerim” temalı, abiye olmaktan çok uzak kıyafetlerimizle
KIZLI ERKEKLİ çılgınlar gibi halay çekerdik. Gazımızı alamaz, davulu zurnayı
bahçeye çıkarır iki tur attırır okulun etrafında kocaman bir halay sırası
oluştururduk. Aynı eğlence bahar eğlencelerinde de tekrar edilirdi. Halay benim
kanıma çömez partileri dolayısıyla çabuk işledi. Liseye başladığım yıl çömez
arkadaşlarım o piste çıkıp o halayı çekmekten henüz çekiniyorlarken ben
lililili sesleriyle ortaya atlamıştım bile! Bunun üstüne bir gün kendimi elinde
mikrofon yerde bağdaş kurmuş nemrudun kızını söylerken bulmam da çok sürmedi:D
Çömez partileri bizi tam kesmediğinden gece etütlerinden
sonra içimizdeki davul zurnayı dinleyerek müziksiz halay çekmelere devam
ettiğimiz günler oldu. Halay artık kanımıza girmişti bir kere ondan kurtulmamız
mümkün değildi.
Sonraki yıllarda bir gün Adana’da çok meşhur bir falcı bana
halay seke seke gezeceksin sen dedi. Tüylerim ürpermişti çünkü iki ay sonra
gerçekten de halay seke seke yurtışına çıkıyorduk! Avrupa’nın her bir köşesinde
kekomançiliğimizi devam ettirip halay çekmeye devam ettik. Yollarda çekemiyorsak
o halayı otobüsümüzün içinde bir şekilde çekiyorduk. Tam uyuklamaya başladığımız an bir zurna
sesiyle uyanıp devam ediyorduk. Hiç bitmeyen sonsuz bir mutluluk
döngüsündeydik.
Durun! kekoluk ve
halay bağımlılığı burada da bitmedi. Eyfel kulesinin altında elele tutuşup
halay çekmeye devam ettik. Bu ameleliğimizi
“Eyfelim biçim biçim, ölürem Eiffel için” naralarıyla mühürledik.
Halay sevdamızı onlarca ulusa yaydığımız çılgın iki dans
festivalinden sonra bir süre halaylardan uzak kaldım ve o anda ramazan davulcusu
imdadıma yetişti. Özlediğim ses, o ritm, o maniler, o halay tekrar bizimleydi!
Evimizde, koridorumuzdaydı. Bir ay boyunca her gece aynı saatte halay çekerek
davulcuyu selamlıyor ve mutlu oluyorduk.
Ve sonrasında üniversite hayatımın son yıllarına kadar
taşıdığım halay sevdamı birçok insana bulaştırmaya devam ettim. Artık evimizin
önünden geçen davulcu bize selam vermek için binanın önünde uzun uzun çalıyor,
maniler söylüyordu. Halay artık heryerdeydi. Huzur içinde ölebilirdim.
Mahmut Tuncer’in de dediği gibi mantık sizi A noktasından B
noktasına götürür. Halay ise her yere!
Halay içimizdedir, ritmi duymadan gidip insanları halaya
kaldırabilirsiniz.
Halay çekmenin yeri ve zamanı yoktur.
İki şey sonsuzdur, evren ve halay. Ama ilkinden emin
değilim.






Foto gözümden kaçmadi değil ama eğlenceli ve içten yazının hatrina bir şey demiyorum. .yazılarının devamını diliyorum
YanıtlaSilHahahahaha let the halay begin !! :D
YanıtlaSil