Merhaba,

XX day of karantinadan selamlar herkese. XX gün diyorum çünkü artık herkes gibi ben de saymıyorum. Saymanın da bir anlamı kalmadı. Günlerden kim? Benim adım ne? Hepsini unuttum. Her şey çok anlamsız artık... 


Karantinanın evreleri var gibi. Benim gibi tek yaşayan biriyseniz bu evreler diğerlerinden farklı işliyor olabilir.  Keskin çizgilerle birbirinden ayrıldığını düşünüyorum yalnızlarla kalabalıkla yaşayan kişilerin. İkisinin de artıları var, ikisinin de eksileri var... Sonuç olarak bu karantinanın baya baya herkes için evreleri var. 


İlk günler heyecanlıydım. Olayı bir çeşit survivor olarak görüyordum. Çok iyi bir alışveriş yaptım hatta öyle ki alışveriş poşetlerimi eve taksiyle taşımak zorunda kaldım. Alışveriş yaptıktan sonra şöyle küçük bir şok geçirdim. 2 yıldır bu evde yalnız yaşıyorum, ve yaklaşık 10 senedir ailemden uzakta yaşıyorum falan, hiç bir zaman bu şekilde alışveriş yapmamıştım. Yani aç bitir, hızla tüket move on, move on tarzı bir hayatım vardı. Ve bu çoook uzun yıllardır böyleydi. Haftanın iki günü evde yiyorsam 3 günü dışarıda yiyor geri kalan 2 günü ise hiiiiç umursamıyordum. Eve çok fazla alışveriş yapmak mantıksız geliyordu çünkü hafta sonu başka bir yere gidebilirdim? Şehir dışına çıkmam gerekebilirdi? Her şey olabilirdi! Aç bitir yaşamalıydım sanki. Gerçekten 10 senedir çok farklı yerlerde yaşadım, iyi ve kötü yaşam şartlarım oldu ama Dünya yıkılsa evime depolayacağım tek şey kahve ve su olurdu. Bunun ötesini hiç bir zaman düşünmedim. Hayatımda ilk kez bir şeyleri depolamayı deneyimliyorum ve çok garip hissettiriyor. Evle iletişime geçtiğimi hissediyorum. Adeta duvarlar benle konuşuyor. Ev salça istiyor, yağ istiyor, her şeyden önemlisi ev Antepli, pul biber istiyor.

Evet, karantinanın ilk günleri ev ile iletişime geçmekle başlıyor. Evinle tanışıyorsun aa şuyum da varmış buyum da varmış diyorsun. Ve sonra belirsizlik başlıyor. Gündem haberleriyle kafayı bozuyorsun iyice, bir yandan anksiyete vuruyor bir yandan rutin alışkanlıklar vuruyor. Hızlı yaşamaya o kadar alışmışsın ki evde içinde bir şeyler yerinde duramıyor adeta halay çekmek istiyor. Çünkü boş duramazsın, yıllardır asla boş durmadan hayatta kaldın. hayatta kalmayı boş durmamak sanıyorsun ama şu an hayat sana tam tersini yapmanı söylüyor. Bu evrede kafayı yavaştan yemeye başlıyorsun. Bildiğin her şey yıkılmış, tepetaklak oluyorsun. 


Müzik dinlemeliyim, kitap okumalıyım, spor yapmalıyım, maillerime bakmalıyım geçin bunları. Evet hepsini yapmalısınız, normalde de yapmanız gerekirdi. Sahi hafta sonları ne yapıyorduk? Size şu anksiyete seviyesiyle okuyamadığınız kitapları okumak, yarım bıraktığınız işlerinizi yapmak ne kadar mantıklı geliyor Allah aşkına? Vücut bir bağımlılıkla savaşırken kendine bu kadar yüklenmek çok anlamsız ilk günlerde. Bir sakin olmak gerekiyor çünkü bağımlıydık hepimiz. İletişim kurmaya, konuşmaya, koşturmaya, hızlı yemeye, hızlı karar vermeye, otobüse yetişmeye, trafikte kalmaya, işe, her şeye bağımlıydık. Hayatta kalma iç güdümüz bizi hayatın hızına bağımlı hale getirmişti çünkü sanki başka türlü var olamayacak, hayatta kalamayacaktık. Şimdi ise hayat bize tam tersini söylüyor. Hayatta kalmak istiyorsan evinde kal diyor. Evinde kal, acele etme, sabret, gerilme diyor. İyi de ben bunları yapmayı bilmiyorum ki! Sen ne anlatıyon?


İlk 4-5 gün ben de her bağımlı gibi ev temizledim, çalıştım, yapılacaklar listemi kontrol ettim, spora başladım, sağlıklı yemekler yaptım, hatta suyuma C vitamini bile kattım yani daha ne yapayım. Sonra hayatın yavaşlığı beni çileden çıkarmaya başladı. Kabullenmem gereken çok şey vardı ve bunalmaya başladım. Kafamda dönen düşüncelerden bunaldım. Sinirimden ağlama evresi işte tam burada devreye girdi. Okuyunca ah kuzum falan diyebilirsiniz belki ama bence gerek yok. Hayatım tamamiyle değişmişti ve ne yapacağımı bilmez haldeydim herkes gibi ve en sağlıklı olan yolu seçtim. Höykürerek ağlamak. Yaptığım her şey anlamsızdı. önümüzde bu koskocaman bilinmezlikle, etrafta bu kadar kötü şeyler oluyorken ben hala aceleyle bir şeylere yetişmeye çalışıyordum. Oysa tam tersini yapmak zorundaydım. Salonumdaki kanepeye oturdum ve yavaş yavaş kahvemi yudumlamaya başladım. Ne yapayım?


İlk katarsisten sonra durumu biraz daha kabullenmeye başlıyorsunuz. İnsanın kendi zihnindeki bu denli büyük karamsarlıkla, bu büyük öfkeyle, böylesine bir çöplükle karşılaşması biraz kırıcı oluyor. Ama tek muhatap da kendinizseniz mecbur bir şeyleri yoluna koymak gerekiyor.  Evet sevdikleriniz uzakta, evet herkes kırılgan ve risk altında, evet parasız pulsuz kalabilir mahvolabiliriz ve evet fırsatçılar biz evimizde mışıl mışıl uyurken bu krizi nasıl kara geçireceklerini düşünüyorlar. Yapacak hiçbir şey yok, şu an bu sonsuzluk kadar yavaşlamış hayatımızı kabullenmek zorundayız. Çünkü aksi takdirde tek muhatap olan kendi zihnimizin çok sıkıcı, çok bunaltıcı olduğunu fark ediyoruz ve çekemem falan yani. Kabullenmeden sonra biraz mizah devreye giriyor tabi. Bu da evrelerden bir tanesi. Herkes yeterince tattı mizah evresinden o yüzden çok da bahsetmeyeceğim.


En son evrelerden birisi ise selamün aleyküm - aleyküm selam diyerek kendinle tanışma olabilir. Çok komik bir evre. Aaa burda ben varmışım, kendim buymuşum diyorsunuz. Görüntülü konuşma vs dışında iletişim kuracak kimse yok, zaten herkes de şey modunda "napıyosun evdeyim, ee sen napıyosun oturuyorum". HADİ YA ?


Konuşacak bir şey de kalmadı dolayısıyla. Kendinde tanışmak zorunda kalıyorsun. O kadar uzun zamandır nelerden hoşlandığımı, nelerden kaygılandığımı falan görmez olmuşum ki adeta şok geçiriyorum her saniye. Zihnim inanılmaz yavaşladı, sakinleştim. Kovalamam gereken, koşturmam gereken hiç bir şey yok çok uzun yıllardır. Bunun dışında bir hayat varmış, olabilirmiş. Sadece biz bilmiyormuşuz. İnsan kendisiyle tanışabilirmiş. Amacım olmadan da var olabilirmişim. Yetişmem gereken bir şey olmayabilirmiş. Sonunda ne oluruz bilmiyorum. Şu anda uzaylılar gelecek hep birlikte yaşayacağız bundan sonra derseniz ona da inanırım. Ya da karantinadan sonra gökten pamuk şeker yağacakmış, e ona da inanırım. Her şey ok şu anda.


Bir sonraki evre ne bilmiyorum, mecbur deneyip göreceğiz. Belki amuda kalkmak olabilir. Çok da umurumda değil açıkçası. Tek söyleyebileceğim Dünya'nın her yerindeki tanıdıklarımızla iletişim kurmak çok önemli çünkü bir yerlerde mutlaka bizim gibi anksiyete krizleri geçiren birileri var. 


Öyle bir yazı oldu ki selam ve dua ile şeklinde bitirmemek için kendimi zor tutuyorum sdjkfds.


Bye 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar