Merhaba

Bu yazım ıslıkçı abi ve akşamüstü hakkında olacak. Nasıl olacak bilemiyorum.

Az önce kendimi çok az da olsa iyi hissetmek için yapabileceğim tek şeyin duş almak olduğuna karar verdim ve her zaman olduğu gibi en saçma düşünceler duş alırken bastırdı. Kulağımda yıllar öncesinden kalma ıslık sesleri duymaya başladım. Hayır delirmedim. Yani delirdim de bu seferki ondan değil. Islıkçı abi vardı, onun seslerini duydum işte.

3-4 sene önce Bornova'da çok tatlı bir sokakta oturuyordum. Bahar gelir gelmez bu sokakta herkes balkona çıkmalara başlar ve bir süre sonra sabah kahvaltısından akşam yemeğine çekirdek çitlemesinden arkadaş buluşmalarına kadar her şey bu balkonlarda yaşanırdı. Birlikte yaşayan kocamaaaan bir aile gibiydi tüm sokak. Ama kimse kimseye karışmıyordu. Sadece seslerimiz birbirine karışıyordu ve alışıyordu. Bir süre sonra hepimiz birbirimizi tanır hale gelmiştik. Elinde kocaman bir meyve kasesiyle akşam olunca balkona çıkan birbirine selam veriyordu. Çok fazla araba geçmeyen sessiz-dar bir sokak, kendi halinde yaşayan tatlı aileler ve öğrenciler, birbirine yakın kocaman balkonlar düşünün. Hah şimdi oraya beni koyun tamam mı. Hikayenin bu kısmında ben 3'lü kanepenin kenarında her zamanki oturuş pozisyonumda ayaklarımı koldan aşağıya doğru sarkıtıyorum. Salona bir kaç mum yakmışım ve muhakkak o ara kafayı taktığım bir şarkıyı açmışım belki köşede arkadaşımın hediye ettiği ev yapımı şaraptan bir kadeh var. Kafam da vücudumla birlikte azıcık kanepenin yanlarından aşağı doğru sarkıyor saçlarımla birlikte. Bir elimle saçlarımla oynuyorum. Günün yorgunluğunu, stresini atıyorum. Sessizliği sevdiğimi düşünüyorum tam o anda. O kadar kaotik, kavgalı ve gürültülü, yorucu bir zulümle geçmiş ki hayatım; gözlerimi kapatıp tetikte olmadan şu kanepenin kenarında oturmanın kıymetini özümsemeye çalışıyorum. Saatlerce bu pozisyonda gözlerimi kapatıp dinlenebilirim ama yine de yeterli gelmeyebilir diyorum kendime. Doğduğum günden beri korkuyorum ve yoruluyorum neticede.

İki gram huzur girmiş hayatıma ömrümde ilk defa, şaşırıyorum. Tam o anda günlük ritüelini gerçekleştirmek üzere ıslıkçı abi giriyor sokağın her zamanki ucundan. Her zamanki gibi neşeli bir melodi çalıyor ağzıyla, seke seke geliyor. Akşamüstü olmuş, hafif hafif esen rüzgar ev sahibimizin hediye ettiği upuzuuuun perdeleri salonun ortasına kadar savurup geri çekiyor. Her savuruşunda ıslık daha da çok giriyor evin içine. Her gün bu saatlerde gözleri kapalı mum ışığında müzik dinleyen Yağmur'da aynı gülümsemeyi bırakan ıslıkçı abi.

Her zamanki gibi bizim evin tam karşısındaki evin önünde duruyor. Balkonun altından annesine şirinlik yapıyor eve girmeden. Annesi de telaşlı telaşlı laf yetiştirmeye çalışıyor ıslıkçı abiye. Sonra koşa koşa yukarı çıkıyor. Balkonda olsam yukarı çıkışını da izleyip azıcık gülerdim diyorum çünkü doğuştan neşeli ıslıkçı abi merdivenleri seke seke çıkıyor ve merdivenlere açılan camlardan onun o tatlı çabası her gün görünüyor. Sofra kurmaya başlıyorlar. Artık resmi olarak hepimizin balkona çıkma saati geliyor. Bilgisayarın hoparlörünü balkona doğru çeviriyorum. Biliyorum ki onların ıslıklarını, muhabbetlerini sevdiğim kadar onlar da benim hoparlörleri sokağa doğru çevirmemi seviyorlar. Ortak, bilinmeyen bir playlistimiz var gibi. Ev arkadaşım çay demliyor. Balkonda çay içerken sabahın ilk ışıklarına kadar çekirdek çitliyoruz. Muhtemelen her konuştuğumuzu duyuyorlar onların alt katındaki öğrenciler. Günün ilk ışıklarıyla birlikte birbirimize günaydın diyip giriyoruz zaten odaya.

Yıllar sonra bambaşka bir yerde yine aynı pozisyonda yatağımdan aşağıya doğru eriyorum. Bu sefer fonda müslüm gürsesten affet çalıyor, yalnız değilim. Affet beni akşamüstü diyor hüzünlü, tatlı. Akşamüstü diyince aklıma ıslıkçı abi geliyor. Neşeli ama buruk ıslıkçı... Ne düşünüyorsun diyor yanımdaki. Hiiç diyorum her zamanki gibi. Kafamın içi öyle bir karışıklık ki gel seni içine almayayım, güzel şeylerden konuşalım diyorum.

Şarkının tam affedilmesi gereken kısmında sohbet kesiliyor. Acaba affedemediği kim olabilir diye düşünüyorum yanımdaki kişi için. Elini tutuyorum teselli edercesine, o da sımsıkı tutarak karşılık veriyor. Canı yanıyor biliyorum, o anı onunla paylaşıyorum ve belki biraz olsun çölüne yağmur oluyorum. Zamanında ıslıkçı abinin benimle her akşamüstünü paylaştığı gibi, müslüm babanın her canımıza yoldaş arayışımızı bizimle paylaştığı gibi, gökyüzüne her baktığımda özlediklerim de bakıyordur şimdi diye gökyüzünü onlarla paylaştığım gibi anı onunla paylaşıyorum.

Galiba ateşim var, biraz canım yanıyor, çokça çaresizim. Tek istediğim ıslıkçı abinin neşeli melodilerini duymak. Gözlerimi kapatıp hiçliğin kollarında o huzuru bir saniyeliğine bile olsa tekrar yakalamak için uykuya dalıyorum. Aklımdan geçen en son düşünce ıslıkçı abinin evlenmek üzere olduğu ve o eve artık her gün zaten gelmeyeceği oluyor. Ve zihnim bulanıklaşıyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar