Merhaba

Bakıyorum hayat bugünlerde yine çok çetrefilli. Ben ve ailem için de öyle. Çok yakın bir zamanda babamın boynunda bir kitle farkedip ona dokunduğumuz o andan beri her saniye içimizde savaş veriyoruz. Kendisine kanser teşhisi koyuldu. Bu durumla nasıl başa çıkılacağını pek bilmiyor insan ama kafasında sürekli yeni yollar arıyor bir umut. Çok şanslıyız ki bu durumu çok olağan karşılayan bir ailemiz ve destek olan bir sürü dostumuz var. Ah o dostlar olmasa şu damarımdaki kan akmaz zaten.

Her zaman söylerim insanın hayatı bir günde, bir saniyede değişir diye. İyi ya da kötü... Hep o bir "an"a bakar. Herşey benim dediğin an bir hiç olursun, hiçbir şeyim yok dediğin an dünyalar senin olur. Hiç belli olmaz. Bu hayat çok kaypak. Ben de onu bunun için seviyorum zaten. Şerefsizsin hayat, kaypaksın ulan ama seviyoruz işte.

Üzülecek çok şeyimiz var zaten, bunları yazmamın amacı kimseyi üzmek değil. Dert varsa dermanı da bir yerlerde saklıdır. Bu satırları okuyanlardan tek istediğim babam için şifa dilemeleri. Gücünüzü yoksaymayın. Zihninizden geçirdiğiniz en ufak bir iyi dilek, bir güzel his bile niyet ettiğiniz kişinin hayatını değiştirebilir. Sadece sevgiyle...

Son zamanlarda Krishnamurti'nin kitaplarını okuyorum ve kitapları bana gerçekten güç veriyor. Çok değişik bir adammış bu Jiddu Krishnamurti dedemiz. 13 yaşında dünya öğretmeni seçilmiş. İnsanlar onun müridi falan olmak istemişler o da gidin kendinizin müridi olun çocuğum demiş. Ayar olmuş yani insanların yavşaklığına. Kendinize hep bir önder arıyorsunuz diyor özetle. Aramayın diyor, oturun düşünün, sorun soruşturun diyor. Her cevap sizde saklı diyor.

Kitabını okurken bazı bölümlerin altını çizdim ve internette jiddu dedemizin öğretileriyle ilgili çok alıntı olmadığı için amme hizmeti olarak blogumda paylaşmaya karar verdim.

Buyrun efendim Krishnamurti'in "Bunları Düşün" adlı kitabından:

"Yaşamak, hakikati kendi kendimizde bulmak demektir ve bunu ancak özgürlük söz konusu olduğunda, içinizde içe dönük, sürekli bir devrim olduğunda yapabilirsiniz."

İlk alıntımız bu olsun. Jiddu dede sürekli bir devrim derken ne kast ediyor olabilir ? Hani acı çekmekten korktuğumuz, düzenimizin bozulacağından, ruhumuzun sarsılacağından korktuğumuz büyük değişimlerin olduğu anlar var ya hayatımızda, hah işte onları yaşamaktan kaçındığımız müddetçe o içsel devrime yaklaşamayacağız ne yazık ki. Her şey rayında gitsin istediğimiz müddetçe düzenimiz bozulmasın Ali Rıza Bey dedikçe, Kendimizi milyon parçaya bölüp tekrar toparlamaya çalışmadan hakikate yaklaşamayacağımızı söylüyor.

"Dünya, çatışan inançlar, kast ve sınıf ayrımları, ayrılıkçı milliyetçilikler, her türden aptallık ve zalimlik tarafından hırpalanmış bir halde ve sizler işte bu dünyaya uyum sağlamak üzere eğitiliyorsunuz."


"Daha gençken ne yapmayı gerçekten sevdiğinizi öğrenmeniz çok önemlidir; ve bu, yeni bir toplum yaratmanın tek yoludur."


"Zeki olan bir zihin sürekli öğrenen, asla sonuçlara varmayan bir zihindir."

"Demek ki zeka, kendinizi anlamanızla ortaya çıkar; ve kendinizi ancak insanlar, şeyler ve fikirler dünyasıyla ilişkileriniz çerçevesinde kavrayabilirsiniz."

"Bunu deneyin. Hizmetçilerinizle konuşurken kendinizi izleyin, bir yöneticiye duyduğunuz saygının olağanüstü büyüklüğünü ve size verebilecek hiçbir şeyi olmayan birine gösterdiğiniz saygının azlığını gözlemleyin. O zaman ne kadar aptal olduğunuzu keşfetmeye başlarsınız; aptallığın kavranmasında zeka ve duyarlılık mevcuttur. Duyarlı olmak zorunda değilsiniz. Bir şey olmaya çalışan insan çirkindir, duyarsızdır; kaba ve ham bir insandır."

"Özgür olmak için tüm içsel bağımlılıklara başkaldırmalıyız." diyor Krishnamurti. "Mutlu olmak için bir başkasına bağımlı olmak." durumunu düşünmemizi ve özgür olmak için bu bağımlılıklara başkaldırmamız gerektiğini söylüyor.


"Birini sevmek ne demektir biliyor musunuz? Bir ağacı, bir kuşu, küçük bir hayvanı sevmek nasıl bir şeydir? Size karşılığında hiçbir şey vermese de, gölgesini sunmasa da, sizi izlemese, size bağlı kalmasa da ona bakmak, onu beslemek, ona şefkat göstermek... Bir çoğumuz bu şekilde sevmez; sevgimiz hep aynı zamanda içsel anlamda başkasına bağlı olduğumuza,sevilmek istediğimize de işaret eden, endişe, kıskançlık, korku çitleriyle çevrili olduğundan bu tip bir sevgi nasıl bir şeydir bilemeyiz. Sadece sevmekle kalmaz, karşılığında bir şey bekleriz. Bizi bağlı kılan da bizzat bu bekleyiştir."


"Arzudan kurtulma duygusunun ta kendisi arzunun bir parçasıdır, öyle değil mi? Korku tarafından kışkırtılmış bir parçası hem de."

"Eğitimin asıl işlevi, sizden bir katip, yargıç, başbakan çıkarmak değildir; bu çürümüş toplumun tüm yapısını anlamanıza yardım etmek ve özgürlüğe erişmenizi mümkün kılmaktır ki çemberi kırıp farklı bir toplum, yeni bir dünya yaratabilesiniz. Başkaldıran, eskiye karşı kısmi değil, bütüncül bir başkaldırı içinde olan birileri olmak zorunda; çünkü sadece onlar açgözlülüğün, gücün, prestijin üzerinde yükselmeyen yeni bir dünya yaratabilirler. "



not:alıntılar devam edecek.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar