Merhaba
Yine, yeniden, çok sevdiğiniz ve severek beni mutlu ettiğiniz bloguma yazmaya devam ediyorum millet. Sevgiliyagmur online!
Günlerdir kışa hazırlık temizliği yapıyoruz. Sorgulayanlarda bu hafta kış temizliğiyle hayatı sorgulamaya sürüklenişimin kaçınılmaz karmaşıklıkları var. İnanın bana sabah uyandığınızda elinize tutuşturulan bir bezle duvar silmeye başlasaydınız ya da yanlışlıkla perdeye yüksek ısılı ütü basıp yaksaydınız siz de bu bunalıma sürüklenirdiniz.
Eve temizliğe gelen bir abla var, üç tane de çocuğu. Çocuklar okuyor. Okula yaptıkları masraflardan dolayı çok mutlu bir aile olduklarını söyleyemeyeceğim. Hani şu okulun sürekli istediği yok projeksiyon parası lazım yok temizlik aidatı olayları var ya, onlar bezdirmiş bu aileyi. Haklılar, çok saçma. Biz de zamanında bezmiştik. İlkokuldayken o kadar çok onun parası bunun parası toplanırdı ki okul müdürünün gazetelerde boy boy dansöze para yapıştırdığı fotoğrafları görünce ailelerimiz pek şaşırmadı.
Neyse, bu ülkenin trajikomiğimsi olayları artık benim gözümde komik yanını çoktan kaybetti. Sadece midem bulanıyor. Neticede her an bir bomba patlayabilir ve faili bilinen ama mechulmüş gibi davranmak zorunda bırakıldığımız bir ölümün kurbanı olabiliriz. Bunun komik hiçbir yanı yok.
Şimdi üniversite hayatım boyunca tarihteki her açısından eleştirilerini ve örneklerini okuyup incelediğim ve çoğumuzun zaten aşina olduğu sınıf, statü, eşitsizlik kavramlarının ülkemizdeki haline sinir bozan bir kısır döngüyle örnek vereceğim.
Temizliğe yardıma gelen ablanın kocası apartman görevlisi. Ortanca çocuk çok utangaç ve içine kapanık. Zekasıyla ilgili hiçbir problem yok ama hiçbir şeye kanalize olamıyor. Biraz sorarak deştiğimde çocuğun geçmişini öğreniyorum.
Çocuğun ilkokul öğretmeni yaşadığım şehrin gözde ilkokul öğretmenlerinden biri, devlet okulu bazında. Seviniyorlar tabi çocuk başarılı olur, okur hayata tutunur falan diye. Çocuk okula başlıyor. Başlar başlamaz o amacı belirsiz ilkokul öğretmenlerin pek çoğumuza yaptığı gibi amaçsızca çocukların ailesi mesleği falan soruluyor. Ulan sana ne sen işine baksana. Yok! Sırayla tüm sınıfın, o yaşta bir çocuğun sahip olduğu tüm sosyal çevrenin önünde kendisini daha bir birey olmadan sınıflandıracak, ona sıfatlar yakıştıracak o soru geliyor. Çocuk babam kapıcı diyor. Sınıfta toplam 6 tane apartman görevlisi çocuğu var. Ne tesadüftür ki hepsi başarısız! Neden acaba seni beyinsiz?? Sen ilkokul seviyesindeki çocuklara kendilerini kategorize etmeyi öğrettiğin için olabilir mi? Doğduğu hayat şartlarına göre kendisine on üzerinden bir değer biçmeyi öğretmekten başka bir boka yaramadığın için olabilir mi? Tamam seni de suçlamamak lazım neticede bu sistemin içine doğdun. Hiç mi okumadın hiç mi gezmedin, hiç mi sevilmedin de bu haksızlığı yapıyorsun o çocuklara? Hem de her yıl, bıkmadan usanmadan!
Tamam sakinim, devamını anlatıyorum.
Kadın çocuğu başarısız buluyor ailesine bunu başka okula alın bilmem ne diyor. Uğraşmak istemiyor. O beyinsiz için bu çocuk bi kapıcı çocuğu ve doğuştan kaybetmeye mahkum. Çocuğun babası isyan ediyor. Diğer çocuklar zaten ailelerinden destek görüyorlar, onlar zaten eğitilmeye hazır. Eğitime ihtiyacı olan benim çocuğum, sizin göreviniz ona da öğretmek diyor. Kadın adama siz bir daha okula gelmeyin isterseniz falan diyor.
O öğretmeni tanıyorum, ben de o çocukla aynı boktan okula gittim. Bu kadın da hemen kendimden biraz daha zengin bir koca bulmalıyım ki altıma araba çeksin, tenefüsleri biraz daha uzatıp öğle aralarında da diğer öğretmen arkadaşlarımla salak salak dedikodular yapıp zeka seviyemi daha da düşürdüm mü bu iş bitmiştir kafasında bir insan. Neticede çocuğu annem öğretmen babam bilmimnici falan diye okulunda övünebilecek.
Etrafımdaki çoğu insan bu kafada. düğünde sizinkiler ne kadar altın takar da şu acınası ömrümüzü diğerlerinden kaç tık önde yaşayabiliriz aşkım acaba kafasında insanlar. Ve bugünlerde inanılmaz doğru olanı onlar yapıyormuş gibi bir hava içinde bu faydasızlar. Dönemsel bir kazanmışlık havası içindeler. İşte iyi yuva kurmak, yeteri kadar para kazanmak, rüzgar hangi telden esiyorsa o taraftanmış gibi davranmak. gerekirse kapanmak açılmak, trende göre makyaj, estetik, moda filan. Kitap okumaya gerek yok. Salondaki o kitaplığı kaldırın! Yerine varaklı ana koyacağım!
Oh yine gaza geldim.
Çocuk büyümüş şimdi. 4 sene o kadından eğitim almış sonra ortaokul falan bitmiş. Lise okumak istemiyor. Zorla açık öğretime kaydettirdiler. Bizim lokantada çalıştı yazın. Babamın söylediğine göre çok akıllı ama biraz ürkek. Hayat onu gelişme çağında çoktan mahvetmiş.
Herkes okuyacak diye bir şey elbette ki yok. Hayatta uzmanlaşacak çok alan var. İnsanın tek ihtiyacı olan kendi değerini fark etmek ve inanmak. Ama bir insanın umudunu daha küçücükken elinden alan bu sistemi bir parçası olursanız bu kirli kısır döngüyü sonsuza dek devam ettiririz.
İnsanlığın tarih boyunca en büyük sorunlarından biri toplum olunan her yerde büyü küçük tüm farklılıkların ayrıcalık- eksiklik- sorun- üstünlük gibi kavramlarla insanları kategorize etmesi. Oysa bunların tamamı bir çeşit algı yönetimi ve yüzyıllardır düşünen, duygularını vicdanını dinleyen tüm insanlar bu düzeni değiştirmek için savaş veriyorlar. Ama yok! Bir adım ileriye gidemiyoruz. Yönetim şeklimiz, adımız sanımız değişiyor. Daha haval bi dünya düzenine geçtik diye böbürleniyoruz ama insanların içindeki cahil nefret hiç ölmüyor...
O 6 apartman görevlisi çocuğu kendilerini ait olmadıkları bir eğitim sisteminde bulamadıkları için aptal sanıyor. Kimi utanıp içine kapandı, kimi nefretle doldu. Büyüyecekler aile kuracaklar. Çocukluk travmalarını hayatın belli köşelerinde yaşatmaya devam edecekler. Hepimiz böyle yaparız çünkü.
Her insandan aynı duygusal derinlikte, aynı duyarlılıkta olmasını elbette bekleyemeyiz. Ama etrafımızda olup biten faciaları, olumsuz olayları, ölümleri, tecavüzleri, hırsızlıkları bir insanın kötülüğüne bağlayıp kör olamayız. Bir insanın kötü tarafı seçmesinde bir öğretmenin, bir anne babanın, bir doktorun ya da herhangi başka bir insanın etkisi var. Dünya'da olup biten hiçbir olumsuz olayın sorumlusu bir tek kişi değil. Hepimiz bu işin parçasıyız. Evrende var olan hiçbir şey birbirinden bağımsız değil. Bunu biliyor ama bir türlü uygulamada kullanamıyoruz.
Bugün bir yerde bir kadına tecavüz ediliyorsa bu senin de suçun, benim de. Bir patron işçisini aşağılıyorsa bu hepimizin suçu, bir yönetici ülkesini her gün yasa boğuyor ve bir adım daha çıldırmalarına yardımcı oluyorsa bu o ülkedeki vatandaşların suçu. Hepimizin suçu.
Elimizden geleni yapmıyoruz. Dört duvarla çevrili kutu kutu evlerimizde yalnızlığımıza sığınıp aabbiii hayat çok saçma ya ben böyle iyiyiim diyip her şeye kayıtsız kalıyoruz.
Susan insandan korkarım ben çünkü o insan bencildir. Bir cümlesi, bir davranışı bir hayat değiştirebilecekken susup köşesine çekilmeyi seçmiştir ve bilinci olan bir bireyin bilerek isteyerek tercih ettiği bencil bir davranıştır bu.
Daha çok yeni, Ankara'nın göbeğinde 100den fazla can öldüyse bu onun bunun suçu lduğu akdar senin, benim de suçumuz.
Belki insan doğası yüzyıllardır kendini törpüleyebilmekte, eğitebilmekte çok yol kat edemedi. Evet her şey gözümüze daha havalı görünüyor ama kabul edelim ilkellikte olduğumuz yerde sayıyoruz. İlerlediğimizi sandığımız teknoloji, toplumsal kurallar vesaire sadece araç olmakla kalıyor ve pek de iyi bir şeye hizmet etmiyor. Adalet, siyaset, teknoloji, demokrasi, bayrak, ülke, dil... Hepsi sadece paraya, hırsa, güce, gözü dönmüşlüğe hizmet ediyor. Bizler de bu işin bir parçasıyız.
Ancak bu dünyada tutunmamız gereken tek gerçek sevgidir. Sevgiyle yaptığımız işler, sevgiyle söylediğimiz söyler, sevgiyle kurduğumuz hayaller... Tutunmamız gereken tek şey bunlar.
Yolun ortasında ağlayan birini mi gördün? Buna kayıtsız kalırsan kendini suçlu hissetmen için bir sebep yok evet. Eve gidip bir dizi izler kahve içersin ve kızı unutursun. Ama o kızın yanına gidip ona sarılıp derdini dinlersen ona umut verebilirsin. Evet umut, sevgiden sonra ihtiyacımız olan tek şey.
Gün boyu yaptığımız tüm rollerin sonunda gece yatağa yattığımda tek şey hissediyorum. İçimde bir eksiklik. Kendimi yalnız hissediyorum çünkü benim gibi düşünen, benim gibi hisseden insanlar istiyorum yanımda. Ama biliyorum ki hepimiz biriz, aslında aynı şeyin farklı parçalarıyız ve yattığımızda hepimiz aynı eksikliği hissediyoruz. Bazılarımız o eksikliği tamamlamak için daha çok çalışıyor, bazılarımız daha az...
Kim olduğun, ne kadar önemli bir iş yaptığın, hangi sınıfa dahil ne statüde bir birey olduğun önemli değil. Yapabileceğimiz en iyi şey bu hayata getirebileceğimiz kadar güzelliği getirmek.
Lütfen, vazgeçme.
Yine, yeniden, çok sevdiğiniz ve severek beni mutlu ettiğiniz bloguma yazmaya devam ediyorum millet. Sevgiliyagmur online!
Günlerdir kışa hazırlık temizliği yapıyoruz. Sorgulayanlarda bu hafta kış temizliğiyle hayatı sorgulamaya sürüklenişimin kaçınılmaz karmaşıklıkları var. İnanın bana sabah uyandığınızda elinize tutuşturulan bir bezle duvar silmeye başlasaydınız ya da yanlışlıkla perdeye yüksek ısılı ütü basıp yaksaydınız siz de bu bunalıma sürüklenirdiniz.
Eve temizliğe gelen bir abla var, üç tane de çocuğu. Çocuklar okuyor. Okula yaptıkları masraflardan dolayı çok mutlu bir aile olduklarını söyleyemeyeceğim. Hani şu okulun sürekli istediği yok projeksiyon parası lazım yok temizlik aidatı olayları var ya, onlar bezdirmiş bu aileyi. Haklılar, çok saçma. Biz de zamanında bezmiştik. İlkokuldayken o kadar çok onun parası bunun parası toplanırdı ki okul müdürünün gazetelerde boy boy dansöze para yapıştırdığı fotoğrafları görünce ailelerimiz pek şaşırmadı.
Neyse, bu ülkenin trajikomiğimsi olayları artık benim gözümde komik yanını çoktan kaybetti. Sadece midem bulanıyor. Neticede her an bir bomba patlayabilir ve faili bilinen ama mechulmüş gibi davranmak zorunda bırakıldığımız bir ölümün kurbanı olabiliriz. Bunun komik hiçbir yanı yok.
Şimdi üniversite hayatım boyunca tarihteki her açısından eleştirilerini ve örneklerini okuyup incelediğim ve çoğumuzun zaten aşina olduğu sınıf, statü, eşitsizlik kavramlarının ülkemizdeki haline sinir bozan bir kısır döngüyle örnek vereceğim.
Temizliğe yardıma gelen ablanın kocası apartman görevlisi. Ortanca çocuk çok utangaç ve içine kapanık. Zekasıyla ilgili hiçbir problem yok ama hiçbir şeye kanalize olamıyor. Biraz sorarak deştiğimde çocuğun geçmişini öğreniyorum.
Çocuğun ilkokul öğretmeni yaşadığım şehrin gözde ilkokul öğretmenlerinden biri, devlet okulu bazında. Seviniyorlar tabi çocuk başarılı olur, okur hayata tutunur falan diye. Çocuk okula başlıyor. Başlar başlamaz o amacı belirsiz ilkokul öğretmenlerin pek çoğumuza yaptığı gibi amaçsızca çocukların ailesi mesleği falan soruluyor. Ulan sana ne sen işine baksana. Yok! Sırayla tüm sınıfın, o yaşta bir çocuğun sahip olduğu tüm sosyal çevrenin önünde kendisini daha bir birey olmadan sınıflandıracak, ona sıfatlar yakıştıracak o soru geliyor. Çocuk babam kapıcı diyor. Sınıfta toplam 6 tane apartman görevlisi çocuğu var. Ne tesadüftür ki hepsi başarısız! Neden acaba seni beyinsiz?? Sen ilkokul seviyesindeki çocuklara kendilerini kategorize etmeyi öğrettiğin için olabilir mi? Doğduğu hayat şartlarına göre kendisine on üzerinden bir değer biçmeyi öğretmekten başka bir boka yaramadığın için olabilir mi? Tamam seni de suçlamamak lazım neticede bu sistemin içine doğdun. Hiç mi okumadın hiç mi gezmedin, hiç mi sevilmedin de bu haksızlığı yapıyorsun o çocuklara? Hem de her yıl, bıkmadan usanmadan!
Tamam sakinim, devamını anlatıyorum.
Kadın çocuğu başarısız buluyor ailesine bunu başka okula alın bilmem ne diyor. Uğraşmak istemiyor. O beyinsiz için bu çocuk bi kapıcı çocuğu ve doğuştan kaybetmeye mahkum. Çocuğun babası isyan ediyor. Diğer çocuklar zaten ailelerinden destek görüyorlar, onlar zaten eğitilmeye hazır. Eğitime ihtiyacı olan benim çocuğum, sizin göreviniz ona da öğretmek diyor. Kadın adama siz bir daha okula gelmeyin isterseniz falan diyor.
O öğretmeni tanıyorum, ben de o çocukla aynı boktan okula gittim. Bu kadın da hemen kendimden biraz daha zengin bir koca bulmalıyım ki altıma araba çeksin, tenefüsleri biraz daha uzatıp öğle aralarında da diğer öğretmen arkadaşlarımla salak salak dedikodular yapıp zeka seviyemi daha da düşürdüm mü bu iş bitmiştir kafasında bir insan. Neticede çocuğu annem öğretmen babam bilmimnici falan diye okulunda övünebilecek.
Etrafımdaki çoğu insan bu kafada. düğünde sizinkiler ne kadar altın takar da şu acınası ömrümüzü diğerlerinden kaç tık önde yaşayabiliriz aşkım acaba kafasında insanlar. Ve bugünlerde inanılmaz doğru olanı onlar yapıyormuş gibi bir hava içinde bu faydasızlar. Dönemsel bir kazanmışlık havası içindeler. İşte iyi yuva kurmak, yeteri kadar para kazanmak, rüzgar hangi telden esiyorsa o taraftanmış gibi davranmak. gerekirse kapanmak açılmak, trende göre makyaj, estetik, moda filan. Kitap okumaya gerek yok. Salondaki o kitaplığı kaldırın! Yerine varaklı ana koyacağım!
Oh yine gaza geldim.
Çocuk büyümüş şimdi. 4 sene o kadından eğitim almış sonra ortaokul falan bitmiş. Lise okumak istemiyor. Zorla açık öğretime kaydettirdiler. Bizim lokantada çalıştı yazın. Babamın söylediğine göre çok akıllı ama biraz ürkek. Hayat onu gelişme çağında çoktan mahvetmiş.
Herkes okuyacak diye bir şey elbette ki yok. Hayatta uzmanlaşacak çok alan var. İnsanın tek ihtiyacı olan kendi değerini fark etmek ve inanmak. Ama bir insanın umudunu daha küçücükken elinden alan bu sistemi bir parçası olursanız bu kirli kısır döngüyü sonsuza dek devam ettiririz.
İnsanlığın tarih boyunca en büyük sorunlarından biri toplum olunan her yerde büyü küçük tüm farklılıkların ayrıcalık- eksiklik- sorun- üstünlük gibi kavramlarla insanları kategorize etmesi. Oysa bunların tamamı bir çeşit algı yönetimi ve yüzyıllardır düşünen, duygularını vicdanını dinleyen tüm insanlar bu düzeni değiştirmek için savaş veriyorlar. Ama yok! Bir adım ileriye gidemiyoruz. Yönetim şeklimiz, adımız sanımız değişiyor. Daha haval bi dünya düzenine geçtik diye böbürleniyoruz ama insanların içindeki cahil nefret hiç ölmüyor...
O 6 apartman görevlisi çocuğu kendilerini ait olmadıkları bir eğitim sisteminde bulamadıkları için aptal sanıyor. Kimi utanıp içine kapandı, kimi nefretle doldu. Büyüyecekler aile kuracaklar. Çocukluk travmalarını hayatın belli köşelerinde yaşatmaya devam edecekler. Hepimiz böyle yaparız çünkü.
Her insandan aynı duygusal derinlikte, aynı duyarlılıkta olmasını elbette bekleyemeyiz. Ama etrafımızda olup biten faciaları, olumsuz olayları, ölümleri, tecavüzleri, hırsızlıkları bir insanın kötülüğüne bağlayıp kör olamayız. Bir insanın kötü tarafı seçmesinde bir öğretmenin, bir anne babanın, bir doktorun ya da herhangi başka bir insanın etkisi var. Dünya'da olup biten hiçbir olumsuz olayın sorumlusu bir tek kişi değil. Hepimiz bu işin parçasıyız. Evrende var olan hiçbir şey birbirinden bağımsız değil. Bunu biliyor ama bir türlü uygulamada kullanamıyoruz.
Bugün bir yerde bir kadına tecavüz ediliyorsa bu senin de suçun, benim de. Bir patron işçisini aşağılıyorsa bu hepimizin suçu, bir yönetici ülkesini her gün yasa boğuyor ve bir adım daha çıldırmalarına yardımcı oluyorsa bu o ülkedeki vatandaşların suçu. Hepimizin suçu.
Elimizden geleni yapmıyoruz. Dört duvarla çevrili kutu kutu evlerimizde yalnızlığımıza sığınıp aabbiii hayat çok saçma ya ben böyle iyiyiim diyip her şeye kayıtsız kalıyoruz.
Susan insandan korkarım ben çünkü o insan bencildir. Bir cümlesi, bir davranışı bir hayat değiştirebilecekken susup köşesine çekilmeyi seçmiştir ve bilinci olan bir bireyin bilerek isteyerek tercih ettiği bencil bir davranıştır bu.
Daha çok yeni, Ankara'nın göbeğinde 100den fazla can öldüyse bu onun bunun suçu lduğu akdar senin, benim de suçumuz.
Belki insan doğası yüzyıllardır kendini törpüleyebilmekte, eğitebilmekte çok yol kat edemedi. Evet her şey gözümüze daha havalı görünüyor ama kabul edelim ilkellikte olduğumuz yerde sayıyoruz. İlerlediğimizi sandığımız teknoloji, toplumsal kurallar vesaire sadece araç olmakla kalıyor ve pek de iyi bir şeye hizmet etmiyor. Adalet, siyaset, teknoloji, demokrasi, bayrak, ülke, dil... Hepsi sadece paraya, hırsa, güce, gözü dönmüşlüğe hizmet ediyor. Bizler de bu işin bir parçasıyız.
Ancak bu dünyada tutunmamız gereken tek gerçek sevgidir. Sevgiyle yaptığımız işler, sevgiyle söylediğimiz söyler, sevgiyle kurduğumuz hayaller... Tutunmamız gereken tek şey bunlar.
Yolun ortasında ağlayan birini mi gördün? Buna kayıtsız kalırsan kendini suçlu hissetmen için bir sebep yok evet. Eve gidip bir dizi izler kahve içersin ve kızı unutursun. Ama o kızın yanına gidip ona sarılıp derdini dinlersen ona umut verebilirsin. Evet umut, sevgiden sonra ihtiyacımız olan tek şey.
Gün boyu yaptığımız tüm rollerin sonunda gece yatağa yattığımda tek şey hissediyorum. İçimde bir eksiklik. Kendimi yalnız hissediyorum çünkü benim gibi düşünen, benim gibi hisseden insanlar istiyorum yanımda. Ama biliyorum ki hepimiz biriz, aslında aynı şeyin farklı parçalarıyız ve yattığımızda hepimiz aynı eksikliği hissediyoruz. Bazılarımız o eksikliği tamamlamak için daha çok çalışıyor, bazılarımız daha az...
Kim olduğun, ne kadar önemli bir iş yaptığın, hangi sınıfa dahil ne statüde bir birey olduğun önemli değil. Yapabileceğimiz en iyi şey bu hayata getirebileceğimiz kadar güzelliği getirmek.
Lütfen, vazgeçme.
Yorumlar
Yorum Gönder