Merhaba

6 aylık muhteşem bir serüvenin sonuna geldim. Bu kadar zamandır neden Pico Adası'ndayım ve burada ne yapıyorum, burası nasıl bir yer gibi pek çok soru aldım ancak konu hakkında canım hiç yazmak istemedi. Sanırım büyüsünü bozmak istemeyeceğim kadar güzeldi ve hep bugünü bekledim. Ama şimdi yazmam lazım çünkü herkeslerin burayı bilmesi lazım. Buraya gelmeniz lazım bak diyorum kesinkes mükemmel!!!

Hızlıca kendimle ilgili kısmı özetliyorum. Master yaparken Erasmus+ internship ile geldim buraya. Stajım bittikten sonra ücretli stajyer olarak birkaç ay daha çalışmaya devam ettim. Burası sıkıcı kısmı ama benim için kesinlikle güzel bir 9-5 tecrübesiydi. Burada belediyede proje yöneticisi pozisyonunda çalıştım. Nasıl stres yönetimi yapamıyorum, sabahları erken kalkmakta nasıl zorlanıyorum, çalışma ortamında iyi olduğum şeyler ve kötü olduğum şeyler neler gibi pek çok şey öğrendim.

Sıkıcı kısmını geçecek olursam buraya nasıl geldim, neden geldim aslında ben de bilmiyorum :D Normal öyle İzmir'de odamda oturuyordum ve bir anda skype mülakatı e maili aldım. Patronun profesyonelliği karşısında 1 dakikada tav oldum ve annem de onaylayınca (anne içgüdüsünün kölesiyiz)  hemen ucuz biletleri araştırmaya başladım.

Portekiz'e bağlı 9 tane adadan oluşan, Atlantiğin ortasında bulunan Azor Adaları'na ulaşım gerçekten çok ama çok zor. Bu cennet mekana herkesin gelmesini isterim ama uçak korkunuz varsa, yok ben rötar yiyemem yolda para kaybetmeyi göze alamam diyorsanız, ortalama 300 euro tek yöne ödeyemem diyorsanız ne yazık ki by by Azor Adaları diyeceksiniz. Fırtınasını, yolda bagaj kaybetme olasılığı yüksek havayolu şirketlerini falan hiç saymıyorum.


Ama eğer sabırlıysanız ve saçma 5 yıldızlı otellere para harcamaktansa ben cennet gibi bir yere gideyim, hava kirliliğinden ve ses kirliliğinden tamamen izole olayım diyorsanız buraya gelinecek. Konu kilit.

Benim ada Pico Adası. Bitki örtüsü tamamen farklı, hava çok nemli, yemekler, kültür, hemen hemen her şey Avrupa'nın alışık olduğumuz genel halinden farklı. Adaya ayak bastığım ilk günden beri gün batımıyla, bitki örtüsüyle, okyanusla resmen aşk yaşıyorum. Gerçekten ne çok sıkılmışız tipik binalar görmekten ve doğadan uzak kalmaktan. Hepimiz biraz nefes almayı hak ediyoruz bence. 


Burada insanlar kıtadan çok izole durumdalar. Son yıllarca yeni havayolu şirketleri adaya yeni uçuşlar koymuş da o sayede kıtaya gidiş gelişi artırmaya başlamışlar. Ama o içe kapanık, tedbirli, biraz önyargılı hali hemen hissediyorsunuz. Burada yerel halkın arasına karışmak o yüzden birkaç hafta alıyor. 6. ayım olmasına rağmen ben hala bazı şeyleri garipser durumdayım orası ayrı. 

Azor adaları kışın ölü arkadaşlar. Ama yazın da resmen çılgın atıyor. İnsanlar kış uykusundan uyanmış gibi sokaklarda partiler veriyor, sürekli bir sosyalleşme, bir turist akımı. Kimileri köpek balığı dalışına geliyor kimisi şarap tadımına kimisi yerel kuşları incelemeye. Tam bir belgesel mekanı ki zaten national geographic falan baya kadraja almış durumda adaları. 

İnsanlar İngilizce konuşma konusunda başta utangaç yaklaşıyor, ay ben pek iyi değilim falan. Sonra bir bakıyorsunuz en kötüsü bile bizim üniversitedeki hazırlık öğrencisini İngilizcesiyle döver. Nasıl ettiler nasıl öğrendiler bilmiyorum. Kendileri altyazılı film ve dizilerin burada çok yaygın olduğunu, herkesin bu sayede akıcı konuştuğunu söylüyorlar ama ben anlamadım biz de izliyoruz o dizi filmleri ama sokakta her önüne gelenle de İngilizce konuşamazsın. Bu dil durumu, iletişimdeki kolaylık beni çok tembelleştirdi ve açıkçası bir gram Portekizce öğrenemedim :D Hala sayın belediye başkanımız başta olmak üzere herkesin benle Portekizce konuşma çabasını saygıyla karşılıyorum ama yok benden çıkmıyor yani. Obrigado falan o kadar.

Pico Adasını Azor adalarında öne çıkaran en önemli şey ise sönmüş bir yanardağ olan Pico Dağı. Bendeniz sevgiliyagmur dramaqueen bir gece uykumdan uyandırılıp hadi hede dağa gidiyoz falan şeklinde uyandırıldım. Hayır demeyi bilmeyen her şeyi merak eden bir maceracı olduğum için incecik bir yağmurluk ve bir küçük şişe suyla dağa tırmanmaya çalıştım. Özetle ölüyordum bence. 4 saatlik tırmanış sonrasında baktım hala zirveye varamadım ben dedim gelmiyorum arkadaşlar annem izin vermiyo siz oynayın. Önce ık mık brakmayız seni dediler sonra elime el fenerini tutuşturup gittiler mecbur. Ben de dağları deldim bir başıma Özlem Tekin modunda biraz güç toplayıp dönüş moduna geçtim. 4 saat de dönüş sürdü :D Bir daha ASLA bakın ASLA böyle bir şey yapacağımı sanmıyorum çünkü kendi limitlerimi gerçekten zorladığımı hissettim. Ama maşallah Avrupa'nın her yerinden millet bu dağa tırmanmaya geliyor. Ben tırmanamam arkadaş. Evinize dönün, facebooktan fotoğraflarına bakın. Zirvede Tarkan konseri mi var beleş? Bu neyin sevdası??

Pico Dağı kar yağıyor ayrı bir güzelleşiyor, gün batıyor ayrı güzelleşiyor. 50 yıldır burada yaşayan da bir haftalığına tatile gelen de Pico Dağına bayılıyor yani. Kartpostal gibi bir görüntü.  


Pico'ya gelmişken feribotla 30 dakika uzaklıkta olan Faial Adası'na gitmek de şart. Onlar adeta Göztepe'yle Karşıyaka gibi birbirinden haz etmeyen ama asla ayrı da düşünülemeyen iki toplum. Faial'dekiler bizi sevmiyo biz de onlara bayılmıyoruz zaten. Yani sırf alışveriş merkezi büyük, büyük markalar ve kozmetik satan dükkanlar var diye arada bir insanlar gidip geliyor işte. Kıskanmıyoruz ama haz da etmiyoruz :))

Adada yaşıyorken tamam artık ben bu adayı tanıdım, buradan daha başka bir şey çıkmaz dediğiniz bir an bir yanardağ mağarasıyla karşılaşıyorsunuz, yok o yetmiyor adanın öbür ucunda çiçek bahçesi varmış orayı fark ediyorsunuz, müzeye gidip Dünya'da ender bulunan, neredeyse 900 yıllık bir dragon ağacıyla karşılaşıp öyle dakikalarca bu ney la diye bakakalıyorsunuz. Insanlar bahçelerinde doğal olarak bir sürü muz yetiştiriyor. Ne bileyim ya bahçenin kapısını açıp ay bir dal muz alayım diyip içeri girmek benim kalbimi çok kırıyor. 











Bir de şu Aloe Vera cümbüşü var ki beni mutluluktan çıldırtıyor. Yüzüme sürerim ki ben bunları hehe yol kenarında öyle bomboş kendi halinde yetişip duruyo bunlar. Deli mi ne.



Hayat, sen bizi nelerden mahrum bıraktın böyle. 

Neyse şimdi biraz duygusallandım. Bir kaç fotoğraf ekleyip bu yazıyı böyle bırakıyorum. Zaten yolum uzun. Yazar yazar dururum artık.

Sevgiler
















 

Yorumlar

  1. Merhaba, güzel ve samimi bir blogunuz var. Tebrik ederim. Bu arada benim de bir blogum var: soyut0.blogspot.com
    İyi çalışmalar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar