Hastane koridorunda duvar kenarına çömelmiş; durgun bir su gibi sakin, ölüm kadar sessiz bir şekilde oturuyordu. Şu anda hayatı görebildiğim bu gözlerle bir şeyler yazabilsem neler yazardım diye geçirdi içinden. Ama masa başına oturduğunda hepsi uçup gidecekti, bunu adı gibi biliyordu.
Aynı noktaya sabitlenmiş, saniyenin onda birinde gerçekleşen en yavaş anı bile idrak edebilmenin verdiği tatsızlıkla etrafı izliyordu. Gözlerini tek bir noktadan ayırmadan etrafında olan her şeyi görüyor, duyuyor, seziyordu.
"Keşke şu anda beyin kanaması geçirsem." diye geçirdi içinden. "Ya da belki ağlasam biraz rahatlarım." diye bakmaya devam etti bir metre uzağındaki boz sarı, hastalıklı duvara. Dudağı küçümseyen bir gülümsemeyle kendisiyle alay etti resmen. Ağlamak, yüzyıllar öncesinde kalmış bir ihtimaldi şu an için. En son ne zaman ağlamıştı gerçekten canı yandığında? Küçükken düşüp kolunu kırdığında haykırarak ağlamıştı sanki, hayal meyal hatırlıyordu. Gülümsemesi, anın verdiği tatsızlıkla o an için ne kadar mümkünse o kadar genişledi yorgun yorgun.
Gözlerini kapatıp, açlıktan ve susuzluktan küçücük kalmış yüzünü iki elinin arasına aldı. Beyninin bir kısmı şu anda bulunduğu yeri ve durumu reddetmek için savaş verirken diğer bir kısmı olabildiğince tehlikeli bir soğukkanllıkla gelecekteki ihtimalleri hesaplıyordu.
"Düşünmek istemiyorum." diye fısıldadı kendi kendine. "Küçükken en sevdiğim çigifilmi okuldan eve gelince izlediğim anlardaki gibi güvende ve saf olmak istiyorum tam şu an."
Birine sarılmak istiyordu yeniden öyle hissedebilmek için. Ama sarılmak istediği tek kişi içerde, odada bir bebek kadar masum ve savunmasız yatıyordu.
"Çizgifilm düşünmek de işe yaramadı be" dedi. Tüm düşüncelerin sonu aynı kapıya çıkacaksa zihnini salmaktan başka çaresi kalmıyordu.
"Bunlar olmamış olsa, şu anda burada olmasam, belki evimde kahvemi içip pencereden dışarıyı izleyerek zamanın durduğunu hayal ediyor olurdum" diye geçirdi içinden. Ne büyük ironiydi, şu anda zamanın durması evrende istediği son şeydi muhtemelen. Mümkün olsa zamanı bir sene ileriye alıp hafızasını da olduğu gibi sildirirdi.
Birkaç dakika sonra birden ayağa kalktığında, ani hareketin ve açlığın hediyesi olan karanlık birden gözlerine çökerek hızını kesti. Kendine gelmeyi bekledikten sonra eğer başarabilirse karşıda, dünyadan kopmuş şekilde oturan kadının yanına gidecekti. Gözlüklerini çıkarıp camlarına şöyle bir baktı. Üzerinde küçük damlacıklar oluşmuştu. Camlarını tişörtünün ucuna silmeye çalışırken az önceki kendi düşüncelerini küçümseyen gülümsemesi daha da genişleyerek başkalaştı. Aynı koridorda, ruhu boşaltılmış bedenlere ait bir kaç çift göz ona garip garip bakıyor, o ise onlara hiç aldırış etmiyordu.
"Demek ki ağlamışım, öyleyse umut var demektir" Diye düşündü kendi kendine.
Yavaş adımlarla sanki her şey olağanmış gibi karşı koridora geçip durgun bir su gibi sakin ve ölüm kadar sessiz bir şekilde annesinin ayaklarına kapandı. Bir kaç saniye orada öylece durduktan sonra hüngür hüngür ağlamaya başladı.
"Bir daha asla eskisi gibi olamayacağım. Bir daha hayata umutla bakamayacağım anne! Ben artık eskisi gibi asla olamayacağım!"
Koridordaki ruhsuz bedenler garip garip onları izlerken annesi anın verdiği farkındalıkla onun başın bile okşayamayacak kadar hareketsizdi.
'Biliyorum' bile diyemedi.
'Gencecik çocuğum bir daha asla aynı olamayacak, biliyorum' diyemedi.
Çocuğu dizlerinin dibinde kendini kaybetmiş hüngür hüngür ağlarken, onun o masum, çaresiz başını sıvazlayacak gücü kendinde bulamıyordu.
Annesinin dizlerine kapanmış soluksuz ağlayan kız tüm bunlar bitince çok uzaklara gideceğim diye yeminler etti kendine. Çok uzağa, en uzağa, 'acı' kelimesinin bir anlam ifade etmediği dilde konuşan ve bu toprakların varlığından bile haberdar olmayan insanların yanına...
Script Yeri
YanıtlaSil