Merhaba

Çıldırmama enstitüsü iftiharla sunar!


Hadi hadi hada fazla düşmeyin çıldırmıcaz!!

15 temmuz 2016. Ne geceydi ama...

 Kabus gibiydi. Bir kaç hafta öncesinden rüyasını gördüğüm olaylar, aynı huzursuzluk, kabus gibi geçen bir hayatın gözlerinin önünde kendini tekrar etmesi. Bir koca gece ve bir koca gün boyunca korktuk, üzüldük, acı çektik, çaresiz kaldık ve elimizden bir şey yapmak gelmedi ama yeter. Bu duygusal düşüşe bir dur dememiz lazım. Size bu blogta hiç bi zaman ANELİZ vaad etmedim! Okey olaylar benim alanımda ama ben ne ne oluyor anlamıyorum zaten milletçe kafayı yedik. Şizofren olduk. Ay paranoyak olduk ay fenalık basıyo.

Hani sınav gecesinden bi gece önce arkadaşlarla ders çalışacağız diye evde toplanır sabaha kadar çay kahve içip analiz kasarsın ya dünyayla ilgili. Şimdi o zamanlara git. Hani sabaha karşı sıçtın mavisini görürsün de 'olm dünyayı biz mi kurtarıcaz anlamıyoz işte' diyip uykuya teslim olursun ya. İşte o ruh haline gitmeni istiyorum senden.

Hadi diyeceğim ki biz de suçluyuz, ömrümüzü bilgisayar oyunlarının ve sosyal medyanın başında ya da kafelerde falan geçirdik saçma sapan. Her şeye kayıtsız kaldık, zihnimizde sorunları ötelemekte profesyonelleştik, acı çekmemek için her şeyi yoksaydık tamam. Bir yandan da bize sunulan hayat buydu, bize sunulan eğlence buydu. Biz aslında yönetildik diyebiliyorum.


Kendimizce başkaldırışımız sevmek sevilmek ve belki de biraz zincirlerimizi kırıp dünyayı gezmek oldu. Bu bile bu şartlarda büyük başarı!

Şimdi şunu kafana sok. Her şeyin sorumlusu sen değilsin ve değiştiremeyeceğin şeyler için sürekli acı çekmek zorunda değilsin. Acını evrensel güce teslim et. Canı yanan, haksızlığa uğrayan insanların ruhu için dua et. Bu duygusal düşüşe son ver çünkü ruhun zarar görüyor. 

Sen düşerken, gözü dönmüş cahiller ağzının suyu akarak ellerinde kılıçlarla, palalarla vahşice sokaklarda koşuyor. Onlar yükseliyor çünkü. Sevgi düşerken korku yükseliyor. Buna dur demenin tek yolu içindeki inancı kaybetmemek ve daha çok sevmek.

Sevdiğin şeylere tutun, güzel müzikler aç. En sevdiğin kitabı oku.

Ben ne mi yapıyorum. Mesela en sevdiğin arkadaşlarımın çok aptal bi fotoğrafı var onlara bakıp bakıp gülüyorum. 

Fotoğrafta alaçatıdayız geziyoruz. Ben bi yerde ıncık cıncık bişeylere bakmak için durmuşum onlar da arkadaki Uğur Dündarla selfie çekmişler.


Abi bi insan Uğur Dündar'ı gördü diye mutlu olur mu! Sabaha kadar gülebilirim bunlar dünyanın en şapşal varlıkları olabilir ya. Üstelik Uğur Dündar'ın ilgi bekleyen suratına bi selam bile vermediler. Ahahahahah fenalık geçircem şimdi.

Sonra o bitiyor Bornova Büyükpark'ta saatlerce köpek pisliklerinin üzerinde oturup fark etmediğimiz gecenin fotoğraflarına bakıyorum. Her yerimizden köpek pisliği temizleyişimizi hatırlıyorum. Ordan ramazan davulcusuna nazır göbek atışımızı düşünüyorum kıçımızda köpek bokuyla. Valla bana komik geliyor siz de gülün yani. 

Spotify'da teenage pop şarkıları açıyorum sonra seviyeyi daha da düşürmek için.


Geleceğimiz için dua eden Esra ve Ceyda ve duaları kabul olsun diye onlara destek veren bizi düşünüyorum.



Ya şimdi siz niye makaraya vuruyosun sevgiliyağmur diye bana çıkışacaksınız belki. 90 Kuşağı olmayanlar konuşmayabilir mi lütfen?
Yeryüzündeki tüm felaketlerin mıknatısı gibiyiz güzel kardeşim bir tek atom bombası kaldı tecrübe etmediğimiz. Ay bizi salın! Ne olur bizi azad edin ya. Rabbim maçı bitir lütfen ya. Gerçekten mi Rabbim gerçekten mi ya??

Sokağa çıkıp kornaya basarak çılgınlar gibi eğlenecek bir şey göremeyecek kadar farkındalığa sahip çıldırmak üzere olan bizler bu umutsuzluğa ve düşüşe de bir son vermek için ne içsel gelgitler yaşıyoruz bilemezsiniz. 

Bizim bilinçalımızda depremler var, psikolojik savaşlar var. Sınav stresleri ve gelecek kaygıları var, başarısız olma korkusu ve yetersizlik var. Bizim bilinçaltımızda 2013 haziran var. Ana akım medyadan görülmüş değil sokakta bizzat tecrübe edilmiş bir mücadele var.  Bizim algımızda tüm Dünya var. FARKINDALIK var. Okumuş, öğrenmişlik ve kıçının üstüne oturup kalakalmışlık var. Ütopyalar var özlemini çektiğimiz. Bir de gerçek Dünya, gerçek Türkiye var kandırmacalar, oyunlar, basit hırs savaşları ve cehalet var. Gittiğimiz ülkelerde refahı kolaylığı mutluluğu görüp eziklenmişlik var. Dünya'nın öteki ucunda mutlu ve huzurlu bir gençlik var delicesine kıskanıp özendiğimiz. Bir öteki ucunda savaşla, açlıkla, zulümle mücadele eden çocukluğunu bile yaşayamayan toplumlar var. Kıyaslamalar var bizim bilinçaltımızda ama çaresizlik yok. Daha fazla düşmek yok. 

Her şeyin farkında olup tüm insanlığın uğradığı zulmü, haksızlığı ve acıyı hissetmek nasıl bir duygu biliyorum güzel kardeşim. Senin gibi olan insanlara tutun ve sevecek şeyler bul. Daha çok sev.
Sevmek var.
Sevmek var.
Sevmek var.
Sev

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar