Merhaba
Yine yapmam gereken tonlarca işi bi tarafa iteledim tüm sorumluluklarımdan umarsızca kaçıyorum. Umarsızca demişken aklıma Sıla geldi. Gerçekten mi Sıla ya. Gerçekten tüm o artık kullanılmayan kelimeleri bir araya getirip şarkı mı yapmalıyız?? Bunu bir düşünmelisin, zira insanlar seninle alay etmek için kedilerine falan afitap demeye başladılar. Gerçekten mi Sıla, yani?
Evet yine 8. saniyede dikkatim dağıldı ve ne hakkında yazacağımı unuttum. Bir Yağmur klasiği. Ya ben zaten dikkatimi zor toplayıp şu bilgisayarın başına oturuyorum bi de Sıla'nın haybeden hisli celalisi aklıma gelince heybeden yolumu kaybediyorum. Oldu mu? Olmadı dimi. İşte Sıla yapınca da olmuyor bence :D
Neyse. Gelelim hazır olmamama rağmen ısrarla ben buradayım diyen yaza. Nisan sonuydu, gökyüzüne bakıp sıkı bir dua ettim. O zaman daha kemoterapi ve radyoterapiye gidiyorduk babamla. Dedim ki ben hazır değilim ve sıcak şu anda işimize gelmez. Derhal havalar soğusun lütfen. Böylece hava anında soğudu ve sanırım sayemde bir ayı serin serin efil efil geçirdik ama şu an yine bi çay demliym de sabaha kadar boş yapıym sıcaklarına girmiş bulunmaktayız. Hayırlı olsun. Bugünleri de atlatacağız inşallah.
Ben düz biriyim benim sıcakta kafam çalışmaz. Gece serinliği çökünce de balkondaki hamağa yatıp çay içerim, müzik dinlerim falan. Benim için en kral chill out fest hayatın ta kendisi işte. Özellikle yaz aylarında.
Demişken haziranda İzmir'e gittik gittik. Sonraki aylarda o asfaltın pof diye surata çarpan kavurucu sıcağı hiç çekilmez. Özellikle de şehir merkezindeysek akşama kadar ulan sıcak be sıcak diye ağlayıp akşam serinlik çökünce sokaklara fırlarız. Seni seviyorum İzmir. Gerçekten ben 4 sene o muazzam şehirde mi yaşadım ya? Gerçekten mi?
Son zamanlarda hayatımda hiçbir şey yolunda gibi görünmemesine rağmen içimde her şey inanılmaz yolundaymış gibi bir his var. Sanki her şey alt üst ama aslında olması gerektiği gibi. Kendimi akışta hissediyorum oldukça. Önemli olan etrafımızda ne olup bittiği değil bizim ne hissettiğimizdir öyle değil mi? Öyleyse ne güzel hayat be! Her şey yolunda dostlar, değilse de olacak.
Son zamanlarda kendime özlemeyi bile yasakladığım güzel duyguları tekrar yaşadım. Bakın özlemeyi bile yasakladığım diyorum. O kadar unutmuşum içimden geldiği gibi konuşmayı, yaşamayı, gülümsemeyi, atlayıp zıplamayı. Çoğu zaman biraz mecburiyetten biraz aptallıktan kendimizi mutluluktan mahrum bırakarak kendimize büyük işkence ediyoruz öyle değil mi? Biraz da sonradan elimizden uçup gidince üzülmemek için hayattaki güzellikleri yaşamayı kendimize yasaklıyoruz. Çünkü o mutluluk elimizden giderse arkasından hevesimiz kaçmış, küsmüş ve üzgün kalakalmaktan korkuyoruz. O zaman yaşamanın ne anlamı var ama?
Şu hastanede geçen, ömürden ömür götüren 5 ay boyunca hep bunları sorguladım durdum. Tüm pişmanlıklarımı, derin üzüntüler yaşadığım anları, gururumdan dolayı insanları kaybettiğim zamanları hatırladım. Hepsini yaşadığıma mutluyum. Yine olsa yine yaşarım. Bana genç olduğumu, hayatta olduğumu hissettiren anların hepsine minnettarım. Hayat o kadar güzel ve yaşamaya değer ki her şeyden vazgeçip sırf korktuğumuz için bi şeyleri kenardan izlemeye başladığımız anlar inanılmaz saçma. An geliyor mesela sevdiğin birisinin rahat uyumasına sevinebiliyorsun. Oh bugün rahat uyudu canı acımıyor diye mutlu oluyorsun. Önceden kafaya taktığın saçmalıkları düşünecek olsan hatırlamıyorsun bile. Korkularımız günlük hayatta gözlerimize öyle bir kalın perde indiriyor ki etrafımızda olup biten güzelliklerin farkına varamıyoruz işte, onları yakalayamıyoruz.
Hayattan ve insanlardan beklentilerimiz ne kadar düşük olursa o kadar coşkulu ve mutlu oluyoruz. Benim gördüğüm gün batımından mutlu olmayan insanların gözlerinde günün tüm stresini ve anlamsız zihin yorgunluğunu görebiliyorum. Ama düşünsenize, insan ömrü boyunca toplam kaç gün batımı görme şansına sahip ki? Kaç kere hafif nemli çimlerin üzerine yatıp ay saçıma böcek girmiş midir acaba amaan neyse diye gözlerini kapatıp hayaller kurma imkanı olur insanın. Kaç gece açık bir gökyüzünü tüm netliğiyle seyredebilir? Kaç kere arkadaşlarıyla sohbet ederken sabahlayabilir?
Kaç akşam yemeğini ailenizle yiyebileceğinizi düşünüyorsunuz gerçekten?
Kaybetmekten, üzülmekten, kırılmaktan korkuyor muyuz? Evet, hepimiz dibine kadar korkuyoruz. Tamam bu cepte. İstediğin kadar kork hiç sorun değil. Sadece şunu unutma: ömrünün sonuna kadar hayatın tepetaklak olup duracak, bi şeylerin gözüne perde indirmesine izin vermemelisin. Birlikte olmak istediğin insanlarla yan yana olabilmek için şansını zorlamalı, inandığın şeylerden vazgeçmemelisin. Çoğu zaman istediğin şeylerden, insanlardan, hayallerinden vazgeçip arkanı dönüp gitmek aslında en kolayı. Dünyanın öbür ucuna bile gidebilirsin her şey içinde seninle birlikte gelmeye devam edecek. Zor olan üstüne üstüne gitmek mutluluğun. Bu sefer kahve yapma, bi çay demle sabaha kadar otur düşün. Sonra da ne istiyorsan onu yaşa. Hayallerinden kaçma. Kaçma...
Yine derin muhabbetlere daldım işte böyleyken böyle. Çay var bergamotlu. Bi de bu çıkmış şimdi hayret bişey.
Yine yapmam gereken tonlarca işi bi tarafa iteledim tüm sorumluluklarımdan umarsızca kaçıyorum. Umarsızca demişken aklıma Sıla geldi. Gerçekten mi Sıla ya. Gerçekten tüm o artık kullanılmayan kelimeleri bir araya getirip şarkı mı yapmalıyız?? Bunu bir düşünmelisin, zira insanlar seninle alay etmek için kedilerine falan afitap demeye başladılar. Gerçekten mi Sıla, yani?
Evet yine 8. saniyede dikkatim dağıldı ve ne hakkında yazacağımı unuttum. Bir Yağmur klasiği. Ya ben zaten dikkatimi zor toplayıp şu bilgisayarın başına oturuyorum bi de Sıla'nın haybeden hisli celalisi aklıma gelince heybeden yolumu kaybediyorum. Oldu mu? Olmadı dimi. İşte Sıla yapınca da olmuyor bence :D
Neyse. Gelelim hazır olmamama rağmen ısrarla ben buradayım diyen yaza. Nisan sonuydu, gökyüzüne bakıp sıkı bir dua ettim. O zaman daha kemoterapi ve radyoterapiye gidiyorduk babamla. Dedim ki ben hazır değilim ve sıcak şu anda işimize gelmez. Derhal havalar soğusun lütfen. Böylece hava anında soğudu ve sanırım sayemde bir ayı serin serin efil efil geçirdik ama şu an yine bi çay demliym de sabaha kadar boş yapıym sıcaklarına girmiş bulunmaktayız. Hayırlı olsun. Bugünleri de atlatacağız inşallah.
Ben düz biriyim benim sıcakta kafam çalışmaz. Gece serinliği çökünce de balkondaki hamağa yatıp çay içerim, müzik dinlerim falan. Benim için en kral chill out fest hayatın ta kendisi işte. Özellikle yaz aylarında.
Demişken haziranda İzmir'e gittik gittik. Sonraki aylarda o asfaltın pof diye surata çarpan kavurucu sıcağı hiç çekilmez. Özellikle de şehir merkezindeysek akşama kadar ulan sıcak be sıcak diye ağlayıp akşam serinlik çökünce sokaklara fırlarız. Seni seviyorum İzmir. Gerçekten ben 4 sene o muazzam şehirde mi yaşadım ya? Gerçekten mi?
Son zamanlarda hayatımda hiçbir şey yolunda gibi görünmemesine rağmen içimde her şey inanılmaz yolundaymış gibi bir his var. Sanki her şey alt üst ama aslında olması gerektiği gibi. Kendimi akışta hissediyorum oldukça. Önemli olan etrafımızda ne olup bittiği değil bizim ne hissettiğimizdir öyle değil mi? Öyleyse ne güzel hayat be! Her şey yolunda dostlar, değilse de olacak.
Son zamanlarda kendime özlemeyi bile yasakladığım güzel duyguları tekrar yaşadım. Bakın özlemeyi bile yasakladığım diyorum. O kadar unutmuşum içimden geldiği gibi konuşmayı, yaşamayı, gülümsemeyi, atlayıp zıplamayı. Çoğu zaman biraz mecburiyetten biraz aptallıktan kendimizi mutluluktan mahrum bırakarak kendimize büyük işkence ediyoruz öyle değil mi? Biraz da sonradan elimizden uçup gidince üzülmemek için hayattaki güzellikleri yaşamayı kendimize yasaklıyoruz. Çünkü o mutluluk elimizden giderse arkasından hevesimiz kaçmış, küsmüş ve üzgün kalakalmaktan korkuyoruz. O zaman yaşamanın ne anlamı var ama?
Şu hastanede geçen, ömürden ömür götüren 5 ay boyunca hep bunları sorguladım durdum. Tüm pişmanlıklarımı, derin üzüntüler yaşadığım anları, gururumdan dolayı insanları kaybettiğim zamanları hatırladım. Hepsini yaşadığıma mutluyum. Yine olsa yine yaşarım. Bana genç olduğumu, hayatta olduğumu hissettiren anların hepsine minnettarım. Hayat o kadar güzel ve yaşamaya değer ki her şeyden vazgeçip sırf korktuğumuz için bi şeyleri kenardan izlemeye başladığımız anlar inanılmaz saçma. An geliyor mesela sevdiğin birisinin rahat uyumasına sevinebiliyorsun. Oh bugün rahat uyudu canı acımıyor diye mutlu oluyorsun. Önceden kafaya taktığın saçmalıkları düşünecek olsan hatırlamıyorsun bile. Korkularımız günlük hayatta gözlerimize öyle bir kalın perde indiriyor ki etrafımızda olup biten güzelliklerin farkına varamıyoruz işte, onları yakalayamıyoruz.
Hayattan ve insanlardan beklentilerimiz ne kadar düşük olursa o kadar coşkulu ve mutlu oluyoruz. Benim gördüğüm gün batımından mutlu olmayan insanların gözlerinde günün tüm stresini ve anlamsız zihin yorgunluğunu görebiliyorum. Ama düşünsenize, insan ömrü boyunca toplam kaç gün batımı görme şansına sahip ki? Kaç kere hafif nemli çimlerin üzerine yatıp ay saçıma böcek girmiş midir acaba amaan neyse diye gözlerini kapatıp hayaller kurma imkanı olur insanın. Kaç gece açık bir gökyüzünü tüm netliğiyle seyredebilir? Kaç kere arkadaşlarıyla sohbet ederken sabahlayabilir?
Kaç akşam yemeğini ailenizle yiyebileceğinizi düşünüyorsunuz gerçekten?
Kaybetmekten, üzülmekten, kırılmaktan korkuyor muyuz? Evet, hepimiz dibine kadar korkuyoruz. Tamam bu cepte. İstediğin kadar kork hiç sorun değil. Sadece şunu unutma: ömrünün sonuna kadar hayatın tepetaklak olup duracak, bi şeylerin gözüne perde indirmesine izin vermemelisin. Birlikte olmak istediğin insanlarla yan yana olabilmek için şansını zorlamalı, inandığın şeylerden vazgeçmemelisin. Çoğu zaman istediğin şeylerden, insanlardan, hayallerinden vazgeçip arkanı dönüp gitmek aslında en kolayı. Dünyanın öbür ucuna bile gidebilirsin her şey içinde seninle birlikte gelmeye devam edecek. Zor olan üstüne üstüne gitmek mutluluğun. Bu sefer kahve yapma, bi çay demle sabaha kadar otur düşün. Sonra da ne istiyorsan onu yaşa. Hayallerinden kaçma. Kaçma...
Yine derin muhabbetlere daldım işte böyleyken böyle. Çay var bergamotlu. Bi de bu çıkmış şimdi hayret bişey.
Yorumlar
Yorum Gönder