Merhaba
Gece aniden gelen yazma dürtüsüyle bilgisayarın başındayım. Aslında son günlerde zihnim sanki katılaşmış gibi. Tam bir cümle yazacağım e e-h diye kalıveriyorum. Size de oluyor mu böyle uyanıkken de sanki sürekli uykudaymışsınız, berrak düşünemiyormuşsunuz gibi bir hal? Bana gün içinde sık sık oluyor. Gece belli bir saatten sonra o perde kalkıyor. Tam güzel güzel zihnimi dinleyeceğim derken bu sefer de bedenim yorgun olduğu için uykum geliyor :/ Belki de zihnimin korku dolu çığlıklarını duymamak için kendime indirdiğim bir perdedir bu bilemiyorum. Ama nolursa olsun üstü örtülmüş gerçeklerden, perdelerin ardına gizlenmiş duygulardan hoşlanmam. Onlar eninde sonunda en olmadık anda patlayıp başınıza bela olurlar...
Geceyi severim en az kahveyi sevdiğim kadar. Geceleri insan rol yapmak zorunda kalmaz. Kabul edelim hepimiz gün içinde rol yapıyoruz. İstediğimiz hayatı elde etmeden önceki bekleme süresini uzatıp kendimizi oyalamak için günlük hayatın yoğunluğu altında eziyoruz kendimizi. Telefonla uğraşmak zorundaymışız, çamaşırlar dağ gibi olmuş da asla bekleyemezmiş, etrafı toparlamazsak asla çalışmaya başlayamazmışız gibi davranıp dururuz dimi? Bize umut veren ve yaşama tutunmamızı sağlayan şey çoğu zaman gelecekte bir gün istediğimiz şeylere ulaşma ve mutlu olma beklentisidir. Neden onlara ulaşmak için hemen çabalamaya başlamayız? Neden hazırlık süresini uzatırız? İnsaın gerçekten, derinden istediği bir şeyle arasına hiçbir şeyin girebileceğini sanmam. Öyleyse bizler kocaman tatlış yalancılarız.
Kendimize yarattığımız umut vaadeden parlak gelecek hayali bizim sadece hayalde mutlu olmamızı sağlayacak ve ömrümüz boyunca gerçek mutluluğu hiç tatmayacak mıyız gerçekten? Hep geleceği mi bekleyeceğiz böyle?
Bırakalım daha fit olma arzusunu, hayalimizdeki ilişkiyi yaşama hayalini, istediğimiz okulları, stajları, hayalimizdeki işi... Bunlar yaşadığımız toplumda kendimize yer edinmek için yarattığımız sahte bir baloncuk. İçinde de tam olarak biz oturuyoruz heh. Zaman geçtikçe o baloncuğun içindeki hava genleşecek ve patlayacaüız. Dış dünyada aradığımız mutluluk bizim sonumuz olacak. Bizde sadece geçici hevesler, yorucu beklentiler ve dünyaya ait olduğunu hissetme isteği yaratan bu mutluluk yalanından kurtulalım artık.
Çok zorlu bir 5 ay geçirdim. Bir arkadaşım bana demişti ki sen şu anda yolculuk etmiyorsun evet ama hayat senin için her zaman bir yolculuktu zaten. Umarım yaşadığın tecrübe kafanın içinde çok mesafe gitmene sebep oluyordur.
Doğru söylüyordu arkadaşım. Fiziksel olarak bir yere gitmiyordum ama kafamın içinde çok mesafe katetmiştim bu 5 ayda. Ölümle yaşam arasındaki ince çizgide, her şeyin önemsiz olduğu ve geriye sadece sevginin kaldığı bu zaman diliminde fiziksel olarak çok bir iş yapmadım ama biliyor musunuz omuzlarım ağrıyor. Omuzlarım ve sırtım uyandığım andan gece yatacağım ana kadar ağrıyor. Hayatın hiç bilmediğim yüzlerinin yükü ruhuma geldi oturdu sanki. Gözümün önünde acı çeken, güzel sohbete ihtiyaç duyan insanlar, çaresizlik, yorgunluk, korku, ölüm ve yaşam vardı bunca zamandır hep. İçimde hüngür hüngür ağlayıp suratımda kocaman bir gülümsemeyle insanlara her şey iyi olacak diyordum. Bilseniz o kadar çaresiz insanlar var ki... Ve bilseniz bir ufak içten gülümsemeye o kadar ihtiyaçları var ki...
Hayat beni ölümle yaşamın tam ortasına böylesine dan diye koyduysa bir bildiği vardır diye hiç ses etmedim açıkçası. Mucizeler girdi tabi yine hayatıma. Sevgiliyagmur olur da mucizesi eksik olur mu?
Bu noktada sevgiden bahsedeceğim işte size. Sessiz, karşılıksız ve derinden gelen sevgi.
Öyle sevdiğini söylemeli, herhangi bir teklif beklemeli, birbiri için bir şey yapmalı bir sevgi değil. Daha derin bir sevgi bu. İki insanın birbirinin gözünde dünyayı görmesiyle başlayan ve aklının alamayacağı kadar çok şey görmekten korkmasıyla gözlerini birbirinden kaçırmasıyla devam eden sessiz bir sevgi. Hiç beklenmedik bir anda gelen ve dile getirilemeyen, yutkunurken boğazda oluşan hafif düğümlenmeye gizlenip sıkıntılı bir iç çekişle geçiştirilen sevgi. Karşıma çıkan bu şaşırtıcı insandan ve bu duygudan o kadar büyük bir güç aldım ki sanki yere adım atmıyor şöyle bir 5 cm üzerinden kayarak geçiyordum. Somut hiçbir şey olmadı, hiçbir alışverişte bulunulmadı ama sanki o birisi geldi bana öylesine, sevgiye ulaşabilmem için kanal oldu ve gitti.
Çok dışadönük, heyecanlı, hevesli bir insan olsam da böyle çok derinde yaşadığım üzüntüleri ya da sevgiyi asla yansıtamıyorum. Zaten bir duygu ne kadar derinse tepkisi o kadar sessiz oluyor gibime geliyor. O kadar çok üzülmek ki, ağlamanın yetersiz kalması gibi örnek vereyim belki yaşamışsınızdır. O kadar sinirlenmek ki sinirden edeceğin küfre dilinin dönmemesi, o kadar sevmek ki ismini söylerken sesinin titreyip içine kaçması, gülüşünü bi daha görürsem bayılırım endişesi...
Bazen kendime soruyorum etrafımda sürekli ilişkiler yaşanırken, çoğu insan evlenip yuva kurarken, diğerleri de sevdicekleriyle genelde birlikteyken ben böyle yalnız kalmaya nasıl tahammül edebiliyorum diye. Çünkü korkuyorum, tek kişiye adanmış bir hayatın, tek kişiye bağlanmış duyguların beni hayat hakkında daha fazla şey öğrenmekten alıkoymasına. Bana her insan bir hazine gibi geliyor, her insanı anlayabilmek istiyorum. Bir seçim yaparsam seçmediklerimi hayat boyu merak etmekten korkuyorum evet. Kimilerine göre bu hayata karşı bir açgözlülük gibi gelebilir ama bence öyle değil. Benim gibi olan insanlara göre de öyle değil. Hayatta öyle güzel insanlar, öyle güzel manzaralar, tecrübe edilebilecek öyle güzel anlar var ki yaşadığımız tonlarca sıkıntının stresin karşılığı kendimizi sırf aidiyet hissetmek için bir seçim yapmaya zorlamak olmamalı gibi geliyor. Güzel ilişkim de oldu geçmişte ama bu gözlerinde dünyayı gördüğüm adam kadar kimse içimde sevgi uyandırmadı. Demek ki sevgi karşılık beklemezmiş, demek ki sevgide aidiyet veya süreklilik olmak zorunda değilmiş. Demek ki sevgi mucizeymiş, hiç beklemediğin yerden güzel bir sürpriz olup gelebilirmiş. Ve sonra çok normal bir şekilde çıkıp gittiğinde boşluk yaratmazmış.
Yaşadığınız bağımlılıkları, takıntıları, alışkanlıkları ve zaafları sevgiyle karıştırmayın. Yani yapıyorsanız yine yapın da biz de yaptık zamanında onlar gerçek değil. Sevginin iyileştirici, arındırıcı bir gücü var ve hiçbir sonuçta arkasında enkaz bırakmıyor. Enkaz bırakıyorsa o garip bişeydir, sevgi değil.
Hayattan aldığın kadar insanlara verebilirsin. O yüzden daha fazla almaya bakmalı.
Sevgiyle, Yağmur
Gece aniden gelen yazma dürtüsüyle bilgisayarın başındayım. Aslında son günlerde zihnim sanki katılaşmış gibi. Tam bir cümle yazacağım e e-h diye kalıveriyorum. Size de oluyor mu böyle uyanıkken de sanki sürekli uykudaymışsınız, berrak düşünemiyormuşsunuz gibi bir hal? Bana gün içinde sık sık oluyor. Gece belli bir saatten sonra o perde kalkıyor. Tam güzel güzel zihnimi dinleyeceğim derken bu sefer de bedenim yorgun olduğu için uykum geliyor :/ Belki de zihnimin korku dolu çığlıklarını duymamak için kendime indirdiğim bir perdedir bu bilemiyorum. Ama nolursa olsun üstü örtülmüş gerçeklerden, perdelerin ardına gizlenmiş duygulardan hoşlanmam. Onlar eninde sonunda en olmadık anda patlayıp başınıza bela olurlar...
Geceyi severim en az kahveyi sevdiğim kadar. Geceleri insan rol yapmak zorunda kalmaz. Kabul edelim hepimiz gün içinde rol yapıyoruz. İstediğimiz hayatı elde etmeden önceki bekleme süresini uzatıp kendimizi oyalamak için günlük hayatın yoğunluğu altında eziyoruz kendimizi. Telefonla uğraşmak zorundaymışız, çamaşırlar dağ gibi olmuş da asla bekleyemezmiş, etrafı toparlamazsak asla çalışmaya başlayamazmışız gibi davranıp dururuz dimi? Bize umut veren ve yaşama tutunmamızı sağlayan şey çoğu zaman gelecekte bir gün istediğimiz şeylere ulaşma ve mutlu olma beklentisidir. Neden onlara ulaşmak için hemen çabalamaya başlamayız? Neden hazırlık süresini uzatırız? İnsaın gerçekten, derinden istediği bir şeyle arasına hiçbir şeyin girebileceğini sanmam. Öyleyse bizler kocaman tatlış yalancılarız.
Kendimize yarattığımız umut vaadeden parlak gelecek hayali bizim sadece hayalde mutlu olmamızı sağlayacak ve ömrümüz boyunca gerçek mutluluğu hiç tatmayacak mıyız gerçekten? Hep geleceği mi bekleyeceğiz böyle?
Bırakalım daha fit olma arzusunu, hayalimizdeki ilişkiyi yaşama hayalini, istediğimiz okulları, stajları, hayalimizdeki işi... Bunlar yaşadığımız toplumda kendimize yer edinmek için yarattığımız sahte bir baloncuk. İçinde de tam olarak biz oturuyoruz heh. Zaman geçtikçe o baloncuğun içindeki hava genleşecek ve patlayacaüız. Dış dünyada aradığımız mutluluk bizim sonumuz olacak. Bizde sadece geçici hevesler, yorucu beklentiler ve dünyaya ait olduğunu hissetme isteği yaratan bu mutluluk yalanından kurtulalım artık.
Çok zorlu bir 5 ay geçirdim. Bir arkadaşım bana demişti ki sen şu anda yolculuk etmiyorsun evet ama hayat senin için her zaman bir yolculuktu zaten. Umarım yaşadığın tecrübe kafanın içinde çok mesafe gitmene sebep oluyordur.
Doğru söylüyordu arkadaşım. Fiziksel olarak bir yere gitmiyordum ama kafamın içinde çok mesafe katetmiştim bu 5 ayda. Ölümle yaşam arasındaki ince çizgide, her şeyin önemsiz olduğu ve geriye sadece sevginin kaldığı bu zaman diliminde fiziksel olarak çok bir iş yapmadım ama biliyor musunuz omuzlarım ağrıyor. Omuzlarım ve sırtım uyandığım andan gece yatacağım ana kadar ağrıyor. Hayatın hiç bilmediğim yüzlerinin yükü ruhuma geldi oturdu sanki. Gözümün önünde acı çeken, güzel sohbete ihtiyaç duyan insanlar, çaresizlik, yorgunluk, korku, ölüm ve yaşam vardı bunca zamandır hep. İçimde hüngür hüngür ağlayıp suratımda kocaman bir gülümsemeyle insanlara her şey iyi olacak diyordum. Bilseniz o kadar çaresiz insanlar var ki... Ve bilseniz bir ufak içten gülümsemeye o kadar ihtiyaçları var ki...
Hayat beni ölümle yaşamın tam ortasına böylesine dan diye koyduysa bir bildiği vardır diye hiç ses etmedim açıkçası. Mucizeler girdi tabi yine hayatıma. Sevgiliyagmur olur da mucizesi eksik olur mu?
Bu noktada sevgiden bahsedeceğim işte size. Sessiz, karşılıksız ve derinden gelen sevgi.
Öyle sevdiğini söylemeli, herhangi bir teklif beklemeli, birbiri için bir şey yapmalı bir sevgi değil. Daha derin bir sevgi bu. İki insanın birbirinin gözünde dünyayı görmesiyle başlayan ve aklının alamayacağı kadar çok şey görmekten korkmasıyla gözlerini birbirinden kaçırmasıyla devam eden sessiz bir sevgi. Hiç beklenmedik bir anda gelen ve dile getirilemeyen, yutkunurken boğazda oluşan hafif düğümlenmeye gizlenip sıkıntılı bir iç çekişle geçiştirilen sevgi. Karşıma çıkan bu şaşırtıcı insandan ve bu duygudan o kadar büyük bir güç aldım ki sanki yere adım atmıyor şöyle bir 5 cm üzerinden kayarak geçiyordum. Somut hiçbir şey olmadı, hiçbir alışverişte bulunulmadı ama sanki o birisi geldi bana öylesine, sevgiye ulaşabilmem için kanal oldu ve gitti.
Çok dışadönük, heyecanlı, hevesli bir insan olsam da böyle çok derinde yaşadığım üzüntüleri ya da sevgiyi asla yansıtamıyorum. Zaten bir duygu ne kadar derinse tepkisi o kadar sessiz oluyor gibime geliyor. O kadar çok üzülmek ki, ağlamanın yetersiz kalması gibi örnek vereyim belki yaşamışsınızdır. O kadar sinirlenmek ki sinirden edeceğin küfre dilinin dönmemesi, o kadar sevmek ki ismini söylerken sesinin titreyip içine kaçması, gülüşünü bi daha görürsem bayılırım endişesi...
Bazen kendime soruyorum etrafımda sürekli ilişkiler yaşanırken, çoğu insan evlenip yuva kurarken, diğerleri de sevdicekleriyle genelde birlikteyken ben böyle yalnız kalmaya nasıl tahammül edebiliyorum diye. Çünkü korkuyorum, tek kişiye adanmış bir hayatın, tek kişiye bağlanmış duyguların beni hayat hakkında daha fazla şey öğrenmekten alıkoymasına. Bana her insan bir hazine gibi geliyor, her insanı anlayabilmek istiyorum. Bir seçim yaparsam seçmediklerimi hayat boyu merak etmekten korkuyorum evet. Kimilerine göre bu hayata karşı bir açgözlülük gibi gelebilir ama bence öyle değil. Benim gibi olan insanlara göre de öyle değil. Hayatta öyle güzel insanlar, öyle güzel manzaralar, tecrübe edilebilecek öyle güzel anlar var ki yaşadığımız tonlarca sıkıntının stresin karşılığı kendimizi sırf aidiyet hissetmek için bir seçim yapmaya zorlamak olmamalı gibi geliyor. Güzel ilişkim de oldu geçmişte ama bu gözlerinde dünyayı gördüğüm adam kadar kimse içimde sevgi uyandırmadı. Demek ki sevgi karşılık beklemezmiş, demek ki sevgide aidiyet veya süreklilik olmak zorunda değilmiş. Demek ki sevgi mucizeymiş, hiç beklemediğin yerden güzel bir sürpriz olup gelebilirmiş. Ve sonra çok normal bir şekilde çıkıp gittiğinde boşluk yaratmazmış.
Yaşadığınız bağımlılıkları, takıntıları, alışkanlıkları ve zaafları sevgiyle karıştırmayın. Yani yapıyorsanız yine yapın da biz de yaptık zamanında onlar gerçek değil. Sevginin iyileştirici, arındırıcı bir gücü var ve hiçbir sonuçta arkasında enkaz bırakmıyor. Enkaz bırakıyorsa o garip bişeydir, sevgi değil.
Hayattan aldığın kadar insanlara verebilirsin. O yüzden daha fazla almaya bakmalı.
Sevgiyle, Yağmur
Yorumlar
Yorum Gönder