Merhaba
Annemin dediğine göre evrensel bir akıl tutulması yaşıyoruz. Babanneme göre millet bir garip olmuş, bana göre ise uzaylılar zihnimize küçük oyunlar oynuyorlar.
Kısacası bugünlerde kimse hayatından memnun değil. Neden olsun? Hep birlikte saçma sapan bir ızdırap çekiyoruz her gün ve bunu kendimize yine biz yapıyoruz.
Yaşamak dediğimiz aslında çoğu zaman bitmek bilmeyen bir ızdırap. O kadar can acıtıcı şeyler yaşıyoruz ya da görüyoruz ki vicdanımız, kalbimiz, ruhumuz, artık acıyan her ne ise yorulup kalıveriyor yol kenarında. İnkar etmek, kendimizi korumaya almak, baş edemeyeceğimiz sorunları bir anlığına unutmak için anlık zevklerin peşinde koşup duruyoruz. Aslında kısacası her gün çıldırmamaya çalışıyoruz işte.
Şu anda dünya üzerinde yaşayan çok küçük bir gruba dahil insan ise sürekli özgürlükten bahsediyor. Bisikletiyle yollara düşen, doğa özleminden artık kendini dağa taşa kamplara vuran, sessizliği ve içtenliği özleyen çok küçü bir insan topluluğu yılmadan özgürlük diyor. Ruhunun o dinmeyen ızdırabını yollarda dindirmeye çalışanlar, aşk arayışında olanlar, kendini çalışmaya ve paraya adamış olanlar, ne yapacağını bilemeyip depresyona girenler, başarılı olanlar, başarısız olanlar kime göre neye göre... Herkes ızdırabını dindirmeye çalışıyor aslında. Kimi inatla, yılmadan daha çok şey yapmayı denerken kimi ise başından bu işin sonu yaş deyip akışına bırakıyor kendini mutsuz ve üzgün bir şekilde.
Henüz çok gencim. Ancak bu yaşıma kadar yaşadıklarım beni hayatta kötü insan olmadığına ikna etti. Her insanın ruhuna baktığımda kendine ve etrafına söylediği yalanları, zaaflarını, saldırganlıklarını, kaçtığı şeyleri ve korkularını görebiliyorum. Bende de var bunların bazılarından. Ancak artık iyice anlıyorum ki iyi ya da kötü tüm davranış kalıpları insanların bu ızdıraptan kaçmak için arayışının bir parçası. Kimi hayata ve insanlara nefretinu sunuyor, kalanları ise öfkesini sunmamak için yumruklarını sıkıp kendini güzel şeylere kanalize etmeye çalışıyor. Çünkü etrafta snirlerimizi bozan pek ço şey oluyor her gün. İnsanlar tecavüze uğruyor, kaçırılıyor, haksızlığa uğruyor, öldürülüyor, hayvanlara işkence ediliyor... Tüm bunlar kafamızın içinde sürekli dönüp dururken hiçbirşey yapamamanın dayanılmaz ızdırabına rağmen hayatı iyi ve kötü insanlar diye iki tanımın arkasına sığdırıp onu değiştirmeye çalışmamak çözüm değil. Ya hep olacak bizler için, ya hiç.
İyi insan kalıplarımızın içinde kendi özgürlüğümüzü kendi ellerimizle engellediğimiz bu ızdırap dolu hayatlarımızda bizler neler yapıyoruz peki ?
Yalnızlığımızdan kaçmak için aşık olduğumuza ikna ediyoruz çoğu zaman kendimizi, sonra o aşkı objeleştirip evimizin baş köşesine koyuyoruz ve ihtiyacımız olan şeyi bulduğumuz hissine kapılarak dış dünyaya kapatıyoruz hayatımızı. Arkadaşlarımız, ailemiz ve dış dünyada bize ihtiyacı olan herşey öylece kalıveriyor. Sonra belki canımız yanıyor bir şekilde. Yalnız kalmamak için hemen başkasına tutunuyoruz, o daldan o dala atlayıp kendi hayatımızı kendi ellerimizle sırf birilerine acı çekirmek ya da bir şey ispatlamak için mahvediyoruz. Atladığımız dal da kırıyoruz çoğu zaman. Yalan söylüyoruz, inkar ediyruz, kendimizi kandırıyoruz, gerçek sevgi ve saf merhamet dışında herşeyi çağırıyoruz hayatımıza. Sevilmeye ve şefkate inanılmaz ihtiyaç duyuyoruz her birimiz. Elde edemediğimiz şeylerin hırsıyla sevgi ihtiyacımız öfkeye dönüyor bir yerden sonra. Daha güzel, daha yakışıklı, daha popüler olmak istiyoruz Çünkü canımız yandı, belki yeterli değildik güzel şeyler yaşamak için diyoruz belki de yeniden birilerinden intikam almak için yeni bir hayata uyanıyoruz. Duvarlar örüyoruz ruhumuza. Benim kalbim yok, sevemem, acı çektiririm herkese diyoruz. Onu diyemiyorsak kimse beni sevmiyor, ben bir hiçim, lanet olsun bu hayata...Çarpık ilişkiler doğuyor. Üzdüğümüz kişi başkasını üzüyor. Herkes birbirinden acı çıkarıp duruyor. Geriye kalan birkaç saniyelik güzel minik an. ANcak onlara da çoktan tüm bu çarpıklığn gölgesi düşmüş...
Aynı şeyleri para için, kariyer için, popüler olmak için yapmaya devam ediyoruz. Kendimizi ve çevremizi kandırıp ızdırabımıza ızdırap katarak yürümeye devam ediyoruz.
Mesela özgür olacağım diye çıktığımız çoğu yolda sıradan hayatımızdaki çoğu alışkanlığımızı bırakıp yeni heveslere tutunuyoruz. Toplumun sıradan normlarına sırt çevirip doğaya yaklaşınca 'haaa bak ben bunu yaptım siz ezikler bok yaparsınız' tavrımızla prim yapmaya çalışıyoruz. Kime neyi ispatlamaya çalışırken hayatımızı neye harcıyoruz.Geriye kalan ezikler kim?
Ben çoğu kez aldatılmış, kazık yemiş, onlarca yalana maruz kalmış, çevresinde gördüğü çarpık ilişkilerden yalan dolandan artık bıkmış bir insan olarak bu döngüyü kendi açımdan kırmak zorundayım. Aldatıldığım için aldatmak zorunda değilim. Yalana maruz kalınca yalan söylemek zorunda da değilim.Tüm bu olumsuzluk döngüsüne devam etmek zorunda değilim. Çünkü ruhum özgür olmak istiyor. Ruhum canı nasıl isterse öyle yaşamak istiyor ve ruhumun yaşam amacı kimseye dersini vermek değil. Ve ruhum kimin kendi hakkında ne düşündüğüne kafa yormaktan yılmak istemiyor artık.
İşte tam bu noktada gerçek özgürlük başlıyor insan için. Bunu dediği anda ruhu çocuklaşıyor aniden. Kimseye birşey ispatlamadan, kimseden öc almadan, iyi niyetin de kötü niyetin de farkında olarak, her insanın iyi kötü davranış biçimlerinin ardındaki ızdıraba saygı duyarak kendi yolundan gitmeye devam ediyor ruh.Tek görevi gülümsemek ve hayata kendini ifade etmek. Farklı olmak için, dikkat çekmek için, topluma baş kaldırmak için şov yapmaya ihtiyaç duymuyor. Kendini olduğu gibi sevmeye başlıyor dünyaya gelişinden yıllar sonra. Çünkü ruh cesaret göstermiş, irade göstermiş savaşmamak için.Tehdit olarak algıladığı çoğu şeye direnmemek ruhu çok zorlamış ama irade göstermiş Hayatın gerçek akışına güvenle kendni teslim etmiş ve savaşı bırakmış ve işte gerçek özgürlüğü ruhun burada başlamış. Böylece ruhun ızdırabı son bulmuş ve yine, yeniden çıldırmamış....
Biliyorum biliyorum... Genelde böyle yazılar yazmam hatta. Ancak artık etrafımda sevgi ve gülümseme görmek istiyorum . Kalbinin sesiyle hareket edip gururu, küçük oyunları, taktikleri bırakan ve hayatla dans eden insanlar olalım istiyorum. Tek başına ben şeyapınca deli gibi oluyor. Hep birlikte girelim bu işte. Haydi, biz yaparız.
Sevgiler :)
Annemin dediğine göre evrensel bir akıl tutulması yaşıyoruz. Babanneme göre millet bir garip olmuş, bana göre ise uzaylılar zihnimize küçük oyunlar oynuyorlar.
Kısacası bugünlerde kimse hayatından memnun değil. Neden olsun? Hep birlikte saçma sapan bir ızdırap çekiyoruz her gün ve bunu kendimize yine biz yapıyoruz.
Yaşamak dediğimiz aslında çoğu zaman bitmek bilmeyen bir ızdırap. O kadar can acıtıcı şeyler yaşıyoruz ya da görüyoruz ki vicdanımız, kalbimiz, ruhumuz, artık acıyan her ne ise yorulup kalıveriyor yol kenarında. İnkar etmek, kendimizi korumaya almak, baş edemeyeceğimiz sorunları bir anlığına unutmak için anlık zevklerin peşinde koşup duruyoruz. Aslında kısacası her gün çıldırmamaya çalışıyoruz işte.
Şu anda dünya üzerinde yaşayan çok küçük bir gruba dahil insan ise sürekli özgürlükten bahsediyor. Bisikletiyle yollara düşen, doğa özleminden artık kendini dağa taşa kamplara vuran, sessizliği ve içtenliği özleyen çok küçü bir insan topluluğu yılmadan özgürlük diyor. Ruhunun o dinmeyen ızdırabını yollarda dindirmeye çalışanlar, aşk arayışında olanlar, kendini çalışmaya ve paraya adamış olanlar, ne yapacağını bilemeyip depresyona girenler, başarılı olanlar, başarısız olanlar kime göre neye göre... Herkes ızdırabını dindirmeye çalışıyor aslında. Kimi inatla, yılmadan daha çok şey yapmayı denerken kimi ise başından bu işin sonu yaş deyip akışına bırakıyor kendini mutsuz ve üzgün bir şekilde.
Henüz çok gencim. Ancak bu yaşıma kadar yaşadıklarım beni hayatta kötü insan olmadığına ikna etti. Her insanın ruhuna baktığımda kendine ve etrafına söylediği yalanları, zaaflarını, saldırganlıklarını, kaçtığı şeyleri ve korkularını görebiliyorum. Bende de var bunların bazılarından. Ancak artık iyice anlıyorum ki iyi ya da kötü tüm davranış kalıpları insanların bu ızdıraptan kaçmak için arayışının bir parçası. Kimi hayata ve insanlara nefretinu sunuyor, kalanları ise öfkesini sunmamak için yumruklarını sıkıp kendini güzel şeylere kanalize etmeye çalışıyor. Çünkü etrafta snirlerimizi bozan pek ço şey oluyor her gün. İnsanlar tecavüze uğruyor, kaçırılıyor, haksızlığa uğruyor, öldürülüyor, hayvanlara işkence ediliyor... Tüm bunlar kafamızın içinde sürekli dönüp dururken hiçbirşey yapamamanın dayanılmaz ızdırabına rağmen hayatı iyi ve kötü insanlar diye iki tanımın arkasına sığdırıp onu değiştirmeye çalışmamak çözüm değil. Ya hep olacak bizler için, ya hiç.
İyi insan kalıplarımızın içinde kendi özgürlüğümüzü kendi ellerimizle engellediğimiz bu ızdırap dolu hayatlarımızda bizler neler yapıyoruz peki ?
Yalnızlığımızdan kaçmak için aşık olduğumuza ikna ediyoruz çoğu zaman kendimizi, sonra o aşkı objeleştirip evimizin baş köşesine koyuyoruz ve ihtiyacımız olan şeyi bulduğumuz hissine kapılarak dış dünyaya kapatıyoruz hayatımızı. Arkadaşlarımız, ailemiz ve dış dünyada bize ihtiyacı olan herşey öylece kalıveriyor. Sonra belki canımız yanıyor bir şekilde. Yalnız kalmamak için hemen başkasına tutunuyoruz, o daldan o dala atlayıp kendi hayatımızı kendi ellerimizle sırf birilerine acı çekirmek ya da bir şey ispatlamak için mahvediyoruz. Atladığımız dal da kırıyoruz çoğu zaman. Yalan söylüyoruz, inkar ediyruz, kendimizi kandırıyoruz, gerçek sevgi ve saf merhamet dışında herşeyi çağırıyoruz hayatımıza. Sevilmeye ve şefkate inanılmaz ihtiyaç duyuyoruz her birimiz. Elde edemediğimiz şeylerin hırsıyla sevgi ihtiyacımız öfkeye dönüyor bir yerden sonra. Daha güzel, daha yakışıklı, daha popüler olmak istiyoruz Çünkü canımız yandı, belki yeterli değildik güzel şeyler yaşamak için diyoruz belki de yeniden birilerinden intikam almak için yeni bir hayata uyanıyoruz. Duvarlar örüyoruz ruhumuza. Benim kalbim yok, sevemem, acı çektiririm herkese diyoruz. Onu diyemiyorsak kimse beni sevmiyor, ben bir hiçim, lanet olsun bu hayata...Çarpık ilişkiler doğuyor. Üzdüğümüz kişi başkasını üzüyor. Herkes birbirinden acı çıkarıp duruyor. Geriye kalan birkaç saniyelik güzel minik an. ANcak onlara da çoktan tüm bu çarpıklığn gölgesi düşmüş...
Aynı şeyleri para için, kariyer için, popüler olmak için yapmaya devam ediyoruz. Kendimizi ve çevremizi kandırıp ızdırabımıza ızdırap katarak yürümeye devam ediyoruz.
Mesela özgür olacağım diye çıktığımız çoğu yolda sıradan hayatımızdaki çoğu alışkanlığımızı bırakıp yeni heveslere tutunuyoruz. Toplumun sıradan normlarına sırt çevirip doğaya yaklaşınca 'haaa bak ben bunu yaptım siz ezikler bok yaparsınız' tavrımızla prim yapmaya çalışıyoruz. Kime neyi ispatlamaya çalışırken hayatımızı neye harcıyoruz.Geriye kalan ezikler kim?
Ben çoğu kez aldatılmış, kazık yemiş, onlarca yalana maruz kalmış, çevresinde gördüğü çarpık ilişkilerden yalan dolandan artık bıkmış bir insan olarak bu döngüyü kendi açımdan kırmak zorundayım. Aldatıldığım için aldatmak zorunda değilim. Yalana maruz kalınca yalan söylemek zorunda da değilim.Tüm bu olumsuzluk döngüsüne devam etmek zorunda değilim. Çünkü ruhum özgür olmak istiyor. Ruhum canı nasıl isterse öyle yaşamak istiyor ve ruhumun yaşam amacı kimseye dersini vermek değil. Ve ruhum kimin kendi hakkında ne düşündüğüne kafa yormaktan yılmak istemiyor artık.
İşte tam bu noktada gerçek özgürlük başlıyor insan için. Bunu dediği anda ruhu çocuklaşıyor aniden. Kimseye birşey ispatlamadan, kimseden öc almadan, iyi niyetin de kötü niyetin de farkında olarak, her insanın iyi kötü davranış biçimlerinin ardındaki ızdıraba saygı duyarak kendi yolundan gitmeye devam ediyor ruh.Tek görevi gülümsemek ve hayata kendini ifade etmek. Farklı olmak için, dikkat çekmek için, topluma baş kaldırmak için şov yapmaya ihtiyaç duymuyor. Kendini olduğu gibi sevmeye başlıyor dünyaya gelişinden yıllar sonra. Çünkü ruh cesaret göstermiş, irade göstermiş savaşmamak için.Tehdit olarak algıladığı çoğu şeye direnmemek ruhu çok zorlamış ama irade göstermiş Hayatın gerçek akışına güvenle kendni teslim etmiş ve savaşı bırakmış ve işte gerçek özgürlüğü ruhun burada başlamış. Böylece ruhun ızdırabı son bulmuş ve yine, yeniden çıldırmamış....
Biliyorum biliyorum... Genelde böyle yazılar yazmam hatta. Ancak artık etrafımda sevgi ve gülümseme görmek istiyorum . Kalbinin sesiyle hareket edip gururu, küçük oyunları, taktikleri bırakan ve hayatla dans eden insanlar olalım istiyorum. Tek başına ben şeyapınca deli gibi oluyor. Hep birlikte girelim bu işte. Haydi, biz yaparız.
Sevgiler :)
Yorumlar
Yorum Gönder