Merhaba
Sonunda ne anlama geldiğini bilmediğim 'sıcak çikolata hikayeleri ve modern nevresim aşkları' başlıklı yazıma geçebiliriz.
Uzaktan geliyorum. Sabah 06.30'da, çılgın bir Polonya soğuğunda trenle yuvaya vardık. Yolda Berlin'den gelen diğer Erasmus ekibiyle karşılaştık ve herkes sarhoş, yorgun ve üşümüştü.
Taksiciden de bir güzel kazık yedik, para üstünü de az verdi. AYIP.
Duştan sonra saçlarım ıslak bir saat uyuyakalıp uyanır uyanmaz burnumu çeke çeke derse gittim. ARKA SIRA UYAN cümlesinin öznesi o kız bendim ama başardım. Sanırım Platon'la ilgili birşeyler anlatılıyordu. Dediğim gibi 2006'dan beri ders dilemiyorum. Bi ara bu konuyu halledeceğim. Şimdi çılgın Erasmus partisi verdiğim yurt odamda bağdaş kurdum kahvemi içiyorum ve yazıyorum.
Çok düşünüyorum Allah da beni kahretmesin o zaman. Bazen uykusuz yorgun ve açken çakralarım açılıyor gibi oluyor hayatın sırrını çözüyorum sanki. Sonra hemen geçiveriyor eeh diyorum. Ama düşünmeden edemediğim bir konu var o da Aşk. Avrupa'nın her yeri bu denli aşk kokarken bu konudan uzak kalmak elde değil.
Şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki yalnızlığı benim gibi benimsemiş ve içine çekmiş herkes için aşk çok kıymetlidir. Yalnız kalmayı başarabilenlere aittir aşk. Kusursuz bir yalnızlık örneğinin vakti geldiğinde hayatla paylaşılmasıdır bir yandan. Özenle besleyip büyüttüğün, gözünden sakındığın bir köşesinde durur yüreğinin. Aşkın bir kişiye değil hayata aittir, hayat onu vakti geldiğinde alır türlü türlü şekilde önüne koyar. Görebildiğin kadar yaşarsın aşkı. Cesaretin kadar alırsın karşılığını hayattan. Aşk balkondan atlamaksa kafanı gözünü, bacağını kırarsın ama yine olsa yine atlarsın işte. Aşk cesur ve dürüst yüreklere aittir.
Oysa modern nevresim aşkları öyle demiyor. Tam olarak anlayabildiğimi söyleyemeyeceğim çünkü hiç yüzeysel bir ilişkim olmadı. Hissetmediğim, kokusunu içime çekmediğim bir şeyi yaşamadım. Ama gözlemlediğim kadarıyla yaşamak çok zor değil ayrıca da yürek burkuyor. Modern nevresim aşklarını nereden tanıyabiliriz o zaman?
Sonunda ne anlama geldiğini bilmediğim 'sıcak çikolata hikayeleri ve modern nevresim aşkları' başlıklı yazıma geçebiliriz.
Uzaktan geliyorum. Sabah 06.30'da, çılgın bir Polonya soğuğunda trenle yuvaya vardık. Yolda Berlin'den gelen diğer Erasmus ekibiyle karşılaştık ve herkes sarhoş, yorgun ve üşümüştü.
Taksiciden de bir güzel kazık yedik, para üstünü de az verdi. AYIP.
Duştan sonra saçlarım ıslak bir saat uyuyakalıp uyanır uyanmaz burnumu çeke çeke derse gittim. ARKA SIRA UYAN cümlesinin öznesi o kız bendim ama başardım. Sanırım Platon'la ilgili birşeyler anlatılıyordu. Dediğim gibi 2006'dan beri ders dilemiyorum. Bi ara bu konuyu halledeceğim. Şimdi çılgın Erasmus partisi verdiğim yurt odamda bağdaş kurdum kahvemi içiyorum ve yazıyorum.
(ODAMDAKİ ÇILGIN ERASMUS PARTİLERİ)
Çok düşünüyorum Allah da beni kahretmesin o zaman. Bazen uykusuz yorgun ve açken çakralarım açılıyor gibi oluyor hayatın sırrını çözüyorum sanki. Sonra hemen geçiveriyor eeh diyorum. Ama düşünmeden edemediğim bir konu var o da Aşk. Avrupa'nın her yeri bu denli aşk kokarken bu konudan uzak kalmak elde değil.
Şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki yalnızlığı benim gibi benimsemiş ve içine çekmiş herkes için aşk çok kıymetlidir. Yalnız kalmayı başarabilenlere aittir aşk. Kusursuz bir yalnızlık örneğinin vakti geldiğinde hayatla paylaşılmasıdır bir yandan. Özenle besleyip büyüttüğün, gözünden sakındığın bir köşesinde durur yüreğinin. Aşkın bir kişiye değil hayata aittir, hayat onu vakti geldiğinde alır türlü türlü şekilde önüne koyar. Görebildiğin kadar yaşarsın aşkı. Cesaretin kadar alırsın karşılığını hayattan. Aşk balkondan atlamaksa kafanı gözünü, bacağını kırarsın ama yine olsa yine atlarsın işte. Aşk cesur ve dürüst yüreklere aittir.
Oysa modern nevresim aşkları öyle demiyor. Tam olarak anlayabildiğimi söyleyemeyeceğim çünkü hiç yüzeysel bir ilişkim olmadı. Hissetmediğim, kokusunu içime çekmediğim bir şeyi yaşamadım. Ama gözlemlediğim kadarıyla yaşamak çok zor değil ayrıca da yürek burkuyor. Modern nevresim aşklarını nereden tanıyabiliriz o zaman?
- Bir erkek için modern nevresim aşkı küçükken aldığı son model oyuncak arabasından farklı değildir. Arkadaşlarına, eşine dostuna göstermek ve özelliklerini tanıtmak ister. İki kere dokununca kapısı kendiliğinden açılıyordur ve geriye doğru çektiğinde tekerlekleri dönmeye başlıyordur. Üstelik fotoğraflarda da yanına çok yakışıyordur.Muhteşem değil mi? Sıkılana kadar bekleyin. Kapısı dokunmadan açılan ve bir düğmeye bastığında uçan kırmızı bir modeli çıktığında ağzından tükrükler saça saça onun özelliklerini anlatma hevesiyle dolup taşacak ve nevresim aşkı bir kenara bırakılacak. Kısaca photoshopla motorda arkana sevgili çizmekten başka birşey değildir bu durum.
- Gönlüne eş değil fotoğraflarda yanına yakışacak bir şekil aramak gibi bir şey.
- Bir kadın için modern nevresim aşkı ya bir önceki nevresim aşkını çatlatma ya da ele güne karşı ne güzel sahiplenildiğini gösterme arzusundan başka bir şey değildir.Bu kadınların çok büyük özel hissetme ve sahiplenilme takıntıları vardır. Twitterını kitleme emri sahibinden geldiği an zevkten dört köşe olurlar ve o andan sonra o çok kıymetli 140 karakterlik kutucukları sadece ve sadece sahipleri için anlam taşıya cümleler taşır. Saat kaçta nerede olacaklarını rapor etmeye bayılırlar. Asla yakın erkek arkadaşları olamaz ve canları gece yarısı eli cebinde sokakta tek başına yürümek istediğinde bu isteği daha beyinlerinde çakmadan yok etmekte üstlerine yoktur.
- Modern nevresim aşklarını ilişki başlama esnasındaki aşk dolu cümlelerden, ilişkinin durağan aşamalarındaki paylaşımsızlıklardan ve bitmeye yakın sitemkar cümlelerden tanıyabilirsiniz. İlişki bittikten sonra kişilerin yer bildirimleri, dekolteli fotoğrafları ve özgürlüğün ne kadar harika olduğuna dair filozofik yorumları sayfalarınızı doldurabilir. Tabi ki herkes sosyal medyayı istediği gibi kullanır, hiçbir şey diyemeyiz. Benim de troll paylaşımlarım çoktur, boş yaparım bol bol. Ancak madem tek kişinin görmesini istediğiniz paylaşımlar yaparak ömrümüzü yiyeceksiniz o kalan 500 takipçinin anlamı ne? Madem seviyorsun neden yüzüne söylemiyorsun? Madem kızıyorsun neden sana kızgınım yarim demiyorsun? İnsanın sevdiğine kızmasından tatlı ne olabilir şu hayatta? Sevmesen kızar mıydın tatlı tatlı...
Gelelim sıcak çikolata hikayelerine. Sıcak çikolata aşka çok benzer. Soğuk kış günlerinde ayağını yorganın altında sevgiyle birbirine doladığın yarinin damağında bıraktığı tattan daha az değildir sıcak çikolatanın lezzeti. O da içini ısıtır, o da mutlu eder, onun da tadı kalır damağında, kokusu da aşka çok benzer bir yandan. Üfleyerek içmek lazım sıcak çikolatayı, yavaş yavaş. Aynı aşk gibi, çabuk tüketemezsin onu, hemen bitmez. Korka korka alırsın ilk yudumlarını, yanmak istemezsin. Alışınca da hiç bitmesin istersin zaten...
Aşk cesarettir. Nasıl ki bağdaş kurup oturabiliğin her yer evinse sevdiğine sarılabildiğin her an aşktır hayata.
İlkbaharda ağacın yeşilliğine bakıp bakıp doyamıyorsan, içini sevinç kaplıyorsa zıplayıp duruyorsan, yaşlı annesinin elini tutmuş bir adam gördüğünde için sevgiyle doluyorsa, otobüste- metroda annesini kucağında oturan bebekle bakışarak cilveleşiyorsan, nezaketinle ya da bir hediyenle birinin yüzünü güldürüyorsan, sevdiklerine sıcacık yemekler pişirip gelmelerini heyecanla bekliyorsan ve çaydanlık da hep o ocakta kaynıyorsa bir yandan, babana soyduğun meyvelerin kabuklarında da kokar aşk. Sevdiğine kızmaktır aşk. Korkusuzca sev beni, ilkbahar gibi benimse diyebilmektir.
Kış geldi canlar. Sevdiklerinize sıkı sıkı sarılın. Ben de kusursuz yalnızlığımı etrafımdaki güzel insanlarla paylaşıp içini aşkla doldurayım her saniye. Doğru zaman geldiğinde doğru insanla paylaşmak için, şimdilik yalnızlığıma sıkı sıkı sarılma zamanı.
Çünkü aşık olunmaz, aşk olunur...



Yorumlar
Yorum Gönder